Cts. Eyl 26th, 2026

Bir Terim, İki Disiplin: Türk Yerleşme ve İdare Tarihinde “Divan” Kavramının Tarihçi ve Coğrafyacı Yaklaşımları Işığında Yeniden Değerlendirilmesi

Osmanlı idare ve yerleşme tarihinin en tartışmalı kavramlarından biri olan divan, Türkiye’de tarihçiler ve coğrafyacılar tarafından birbirinden köklü biçimde farklı iki anlamda kullanılmaktadır. Tarihçiler divanı, köy ile nahiye arasında yer alan, esas olarak vergilendirme amacıyla kurulmuş ve bugün karşılığı bulunmayan bir idari-mali birim olarak tanımlarken; coğrafyacıların önemli bir kısmı aynı terimi Kuzey Anadolu’ya (özellikle Batı Karadeniz Bölümü ile Kocaeli Yarımadası’na) özgü, dağınık dokulu bir köy-altı yerleşme tipi olarak ele almaktadır. Bu makale, iki disiplinin bakış açılarını karşılaştırmalı biçimde ortaya koymakta, kavram karmaşasının nasıl ortaya çıktığını açıklamakta ve somut saha örnekleriyle konuyu somutlaştırmaktadır. Sonuç olarak, divanın tarihsel olarak bir idari birim olduğu, günümüzde “divan” adıyla anılan yerleşmelerin ise aslında birden fazla mahalleden oluşan ve zamanla muhtarlığa dönüşen köyler olduğu, coğrafyacıların bu iki olguyu birbirine karıştırdığı ileri sürülmektedir.

1. Giriş: Bir Kelimenin İki Hayatı

Bilim dilinde bazı terimler, farklı disiplinlerin elinde farklı anlamlara bürünür; bu durum çoğu zaman zararsızdır, çünkü bağlam anlamı netleştirir. Ancak bazı terimlerde bu ayrışma o denli derinleşir ki, aynı kelimeyi kullanan iki araştırmacı aslında birbirinden tamamen farklı iki olguyu tarif ediyor olabilir. “Divan” kelimesi, Türkiye’de yerleşme ve idare tarihi yazınında tam olarak böyle bir örnektir.

Günlük dilde “divan” kelimesi bize önce bir mobilya türünü (sedir), sonra da “Divân-ı Hümayun” gibi devlet organlarını çağrıştırır. Ancak Osmanlı taşra idaresinde ve Türkiye kırsal yerleşme literatüründe “divan” üçüncü, daha az bilinen ama akademik açıdan son derece tartışmalı bir anlam taşır. Bu üçüncü anlam etrafında iki farklı okul oluşmuştur:

  • Tarihçi okulu, arşiv belgelerine (özellikle tahrir defterlerine) dayanarak divanı bir idari-mali örgütlenme birimi olarak okur.
  • Coğrafyacı okulu, saha gözlemlerine dayanarak divanı bir fiziksel yerleşme biçimi olarak okur.

Bu makalenin amacı, bu iki okulun argümanlarını örneklerle açıklamak, aralarındaki uyuşmazlığın kaynağını tartışmak ve nihayetinde hangi yaklaşımın tarihsel gerçekliğe daha yakın durduğunu değerlendirmektir.

Bu tartışmanın sadece akademik bir merak konusu olmadığını vurgulamak gerekir: Türkiye’de coğrafya ders kitaplarında ve hatta üniversite sınavlarında (örneğin lise ve üniversite giriş sınavlarında) “köy-altı yerleşme şekilleri” konusu işlenirken divan, mezra, oba, kom gibi terimlerle yan yana bir yerleşme tipi olarak sayılmaktadır. Eğer bu tanım hatalıysa, sonucu yalnızca bir akademik yanlış anlama değil, eğitim materyallerine kadar uzanan sistematik bir yanılgı olacaktır.


2. Tarihçilerin Bakışı: Divan, Bir İdari-Mali Birimdir

2.1. Tahrir Defterlerinden Gelen Kanıtlar

Osmanlı taşra teşkilatını arşiv belgeleri üzerinden inceleyen tarihçiler, 15. yüzyıla kadar uzanan kayıtlarda “divan” kelimesinin köy ile kaza/nahiye arasında bir ara kademeyi ifade ettiğini tespit etmişlerdir. Örneğin Ordu bölgesine dair 1455-1613 yıllarını kapsayan bir sosyal tarih çalışmasında, bir bucağın “Divan-ı Elmalu”, “Niyabet-i Elmalu” ya da “Nahiye-i Elmalu” gibi farklı adlarla anılabildiği, yani divan ile nahiyenin (niyabetin) o dönemde neredeyse eş anlamlı kullanıldığı görülmektedir. Bu durumun basit bir örneği şudur: Bugün bir ilçeye bağlı birkaç köyün oluşturduğu bir “bölge” düşünelim; bu bölgeye kimi belgede “bucak”, kimi belgede ise farklı bir idari terimle atıfta bulunulması, terimin zamana ve yazıcıya göre değişebilen esnek bir kullanım alanına sahip olduğunu gösterir. 16. yüzyıla ait tahrir defterlerinde de benzer bir örüntü görülür: bir “divan” adı altında birkaç köyün toplandığı, bu köylerin bazı defterlerde ayrı ayrı, bazı defterlerde ise ortak bir divan başlığı altında kaydedildiği anlaşılmaktadır.

Bu noktada açıklayıcı bir örnek vermek faydalı olacaktır. 18. yüzyılın ilk yarısında Sinop kazasına bağlı köyler üzerine yapılan bir arşiv incelemesinde, kazada toplam 90 köy bulunmasına karşın, aynı dönem belgelerinde 70 “divan”dan söz edildiği tespit edilmiştir. Bu rakamsal fark tesadüfi değildir: bazı divanlar birden fazla köyü bir araya toplarken, bazı köyler ise tek başına bir divan oluşturabilmektedir. Bu durum, divanın köyle özdeş bir kavram olmadığını, ondan bağımsız—fakat onunla ilişkili—bir idari kategori olduğunu gösteren güçlü bir kanıttır.

2.2. Divanın İşlevi: Vergi Toplama Ünitesi

Tarihçilerin ortak vurgusu, divanın temel işlevinin vergilendirme olduğu yönündedir. Kâmus Tercümesi gibi 19. yüzyıl sözlük kaynaklarında divan, “askeri ulûfekârların isimlerinin kayıtlı olduğu evrakın toplandığı yer” olarak tanımlanır; bu tanım, divanın aslında bir yerleşim yeri değil, bir kayıt ve tahsilat birimi olduğuna işaret eder. Benzer biçimde Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmanî adlı sözlüğünde geçen ünlü tarif, konuyu daha da netleştirir: Karadeniz kıyısında, özellikle Bolu ve Canik sancaklarında halkın köy köy değil, dağınık haneler halinde yaşadığı bölgelerde, 50 ila 100 hane bir “kariye” (köy) sayılarak kayda geçirilmekte ve bu hanelere vergileri bir “divan pusulası” (vergi makbuzu) ile dağıtılmaktaydı.

Bunu günümüzden bir benzetmeyle açıklamak mümkündür: Bugün bir vergi dairesinin, fiziksel olarak birbirine uzak yerleşmiş birkaç mahalleyi idari kolaylık açısından “tek bir vergi bölgesi” altında toplaması gibi düşünülebilir. Divan da benzer bir mantıkla, dağınık yerleşmiş hanelerin merkezi devlete karşı tek bir mali muhatap haline getirilmesini sağlayan bir araçtı. Önemli olan, bu aracın kendisinin bir yerleşme biçimi olmaması; sadece var olan, dağınık yerleşmiş hanelerin idari-mali açıdan bir çatı altında toplanmasından ibaret olmasıdır.

2.3. Divan-Muhtarlık İlişkisi Üzerine Tarihçi İtirazı

Bazı coğrafyacılar (ileride ele alınacaktır) divanı, bugünkü muhtarlığın tarihsel öncülü olarak sunmaktadır. Tarihçiler bu görüşe temkinli yaklaşır, çünkü kronolojik bir sorun vardır: divanlara dair en eski kayıtlar 15. yüzyıla kadar uzanırken, muhtarlık kurumu ilk kez 1829’da İstanbul’da, 1833-1836 arasında da taşrada kurulmuştur. Aradaki yaklaşık dört asırlık boşluk, iki kurumun doğrudan birbirinin devamı olmadığını, tamamen farklı tarihsel koşullarda ve farklı amaçlarla (biri mali kaygıyla, diğeri kentsel güvenlik kaygısıyla) ortaya çıktığını düşündürmektedir. Bir benzetmeyle ifade etmek gerekirse, bu durum bugünkü bir belediyenin “geçmişteki bir loncanın devamı” olduğunu iddia etmeye benzer: iki kurum benzer bir coğrafi alanı yönetiyor olabilir, ama kuruluş mantıkları ve tarihsel kökenleri birbirinden bağımsızdır.


3. Coğrafyacıların Bakışı: Divan, Bir Köy-Altı Yerleşme Şeklidir

3.1. Saha Gözlemlerinden Doğan Tanım

Türkiye kırsal yerleşme coğrafyası literatüründe divan, genellikle “köy” ile “münferit mesken” (tek ev) arasında yer alan bir ara yerleşme kategorisi olarak tanımlanır. Bu yaklaşımın öncülerinden biri, Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki dağlık alanlarda bir veya birkaç evlik küçük grupların ormanlık alanlara dağılmış olduğunu, bu küçük grupların her 50-60 tanesinin eskiden bir divana, bugün ise bir muhtarlığa bağlı olduğunu belirtmiştir. Bu tanımın altında yatan sezgi basittir: eğer bir bölgede haneler tek tek dağınık duruyor ve bunlar arasında hiçbir toplu köy dokusu yoksa, coğrafyacı bu durumu ayrı bir yerleşme tipi olarak sınıflandırma eğilimindedir—tıpkı “mezra”, “oba” veya “kom” gibi diğer köy-altı yerleşme biçimlerinin sınıflandırılması gibi.

Bu yaklaşımın en sistematik temsilcisi, konuyu bir kitap boyunca işleyen bir araştırmacıdır. Bu araştırmacıya göre divan, Kuzey Anadolu’da Samsun-Bolu-İstanbul üçgeni içinde görülen, kendine özgü bir idari sistemi de barındıran bir köy-altı iskân şeklidir; divanı oluşturan yerleşme üniteleri, bütün özellikleriyle “mahalle” yapısındadır ve divan ile mahalle arasında pratikte bir fark bulunmamaktadır. Bir başka deyişle bu görüşe göre, bugün birkaç mahalleyi bir muhtarlık çatısı altında toplayan sistemle, geçmişte birkaç yerleşim birimini bir “divan” çatısı altında toplayan sistem arasında yapısal bir benzerlik, hatta özdeşlik vardır.

3.2. Örnek: Kastamonu ve Sinop’tan Somut Divan Tasvirleri

Coğrafyacı yaklaşımını somutlaştırmak için tipik bir örnek üzerinden ilerlemek faydalıdır. Kastamonu’nun Azdavay ilçesine bağlı bir yerleşmeyi ele alalım: buradaki bir “divan” (örneğin yedi mahalleden oluşan bir muhtarlık), her biri birbirinden bazen 8-10 kilometre uzaklıkta konumlanmış, orman içinde açılmış tarım alanları üzerine kurulmuş küçük mahallelerden meydana gelmektedir. Bu mahallelerden en eskisi genellikle divana adını veren “kurucu” mahalledir; diğer mahalleler zamanla bu ilk yerleşmenin “oğul vermesi” yani nüfus artışı sonucu ayrılan hanelerin yeni bir alanda toplanmasıyla ortaya çıkmıştır. Okul, cami, bakkal gibi ortak hizmetler genellikle birbirine yakın mahalleler arasında paylaşılırken, uzak mahalleler kendi hizmet birimlerini ayrıca kurmak zorunda kalmıştır.

Bu örnek, coğrafyacıların neden divanı bir yerleşme tipi olarak gördüğünü açıklar: onlar için önemli olan, gözlemlenebilir fiziksel doku—yani mahallelerin dağınıklığı, aralarındaki mesafe, ortak hizmet paylaşım biçimi—dir. Bu doku, bir mezra ya da obadan farklı, ama klasik toplu bir köyden de farklı, kendine özgü bir ara form oluşturmaktadır.

3.3. Coğrafyacı Yaklaşımının İç Tutarsızlıkları

Ne var ki coğrafya literatüründeki divan tanımları incelendiğinde, kendi içinde ciddi çelişkiler barındırdığı görülür. Aynı araştırmacının farklı eserlerinde bazen “divanlar bugün de canlı, ayrı bir yerleşme biçimidir” denirken, bazen de “divan ile muhtarlık arasında fark yok gibidir” ifadesi kullanılmaktadır—bu iki önerme birbiriyle örtüşmez, çünkü biri divanı bağımsız bir coğrafi tip, diğeri ise sadece bir idari isim değişikliği olarak sunar. Benzer şekilde, bazı ders kitaplarında Türkiye’de “400 dolayında divan yerleşmesi” bulunduğu belirtilirken, bu rakamın mahalle sayısını mı yoksa muhtarlık (divan) sayısını mı ifade ettiği net değildir; bu belirsizlik, aynı yazarın metninde hem “divan mahalle demektir” hem de “divan muhtarlığın eski karşılığıdır” gibi birbiriyle bağdaşmayan iki öncülü aynı anda barındırmasından kaynaklanır.

Bu iç tutarsızlığı bir benzetmeyle açıklayabiliriz: Bir kişi “şehir” kelimesini bazen “bina” bazen “belediye sınırı” anlamında kullanıyor olsun. “Bu şehirde 400 bina var” dediğinde bunun aslında “400 belediye” mi yoksa “400 yapı” mı olduğu anlaşılamaz. Coğrafya literatüründeki divan tartışmasında da tam olarak bu tür bir kavramsal iç içe geçme söz konusudur.


4. Kavram Karmaşasının Kökeni: Neden İki Farklı Divan Ortaya Çıktı?

Bu makalenin merkezi iddialarından biri, iki disiplinin aynı kelimeyi kullanırken aslında farklı zamanlara ait farklı olguları tarif ettiğidir. Bu iddiayı açan üç temel gözlem şöyle sıralanabilir:

(a) Kronolojik kayma: Tarihçilerin belgelediği “idari divan”, 15-16. yüzyıllara ait bir kurumdur ve Osmanlı idari sisteminin merkezîleşmesiyle birlikte zamanla işlevini yitirmiştir. Buna karşılık coğrafyacıların saha çalışmalarında tespit ettiği “yerleşme divanı”, büyük ölçüde 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen göçmenlerin Karadeniz Bölgesi’ne yerleştirilmesi sürecinde ortaya çıkmış, nispeten daha genç bir olgudur. Bir başka deyişle, aynı isim iki farklı tarihsel katmanı etiketlemektedir.

(b) Terimin göçmen iskânında yeniden kullanılması: 19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti hem Kafkasya’dan hem Balkanlar’dan gelen yoğun göç dalgalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Yeni gelen göçmenler, mevcut köylerin düzenini bozmadan, onlara yakın orman içi veya kenarı alanlara, önce bir-iki haneden oluşan küçük çekirdekler halinde yerleştirilmiştir. Devlet, bu dağınık ve küçük yerleşim çekirdeklerini vergilendirebilmek için, tıpkı 15-16. yüzyılda kullanılan eski “divan pusulası” uygulamasını örnek alarak, onları yeniden bir “divan” çatısı altında örgütlemiştir. Zamanla bu küçük çekirdekler büyüyüp mahalle halini almış, coğrafyacılar bu mahalleleri gördüklerinde onlara hâlâ halk arasında yaşayan “divan” adını kullanarak, bu ismi bir yerleşme biçiminin adı zannetmişlerdir. Oysa isim, aslında geçmişteki idari-mali örgütlenmenin bir kalıntısıdır; yerleşmenin kendisinin adı değildir.

(c) Halk dilindeki isim kalıcılığının yanıltıcı etkisi: Bir bölgede idari birim ortadan kalksa bile, o birimin adı halk hafızasında uzun süre yaşamaya devam edebilir. Örneğin Sakarya’nın Kaynarca ilçesine bağlı bir köyde, halk arasında beş mahalleden oluşan muhtarlığa hâlâ “filan Divanı” denilmektedir; ancak bu isim artık resmi bir idari kategoriyi değil, sadece geleneksel bir adlandırma alışkanlığını yansıtmaktadır. Coğrafyacı, sahaya gittiğinde köylünün “burası eskiden divandı, şimdi iki ayrı divan olduk” dediğini duyduğunda, bu ifadeyi bir yerleşme sınıflandırması gibi algılayabilir; oysa köylünün kastettiği, “eskiden tek bir idari-mali birimdik, şimdi iki ayrı muhtarlığa bölündük” demektir. Halkın “divan” kelimesini bugün de muhtarlığın gündelik karşılığı olarak kullanması, bilimsel sınıflandırmayla gündelik dil kullanımının birbirine karıştırılmasına yol açmıştır.


5. Saha Örnekleriyle Sentez: Kayabaşı Köyü Örneği

Yukarıdaki teorik tartışmayı somutlaştırmak için, Sinop ilinin Türkeli ilçesine bağlı bir köy örneği açıklayıcıdır. Bu köyün tarihi ancak 150-200 yıl öncesine, yani 19. yüzyılın başlarına kadar gitmektedir—dolayısıyla 15. yüzyıldaki “eski tip idari divan”la doğrudan bir bağı yoktur. Köy, orman içinde açılan tarım alanları üzerinde, başlangıçta tek tek dağılmış dört haneden oluşmuş; bu haneler zamanla çoğalarak beş ayrı mahalleye dönüşmüştür. Bugün idari olarak sekiz farklı muhtarlığa karşılık gelen geniş bir havza, 19. yüzyılın sonlarında tek bir “divan” sayılıyordu; zamanla bu alan önce altı, sonra üç, en sonunda da her bir muhtarlık ayrı bir “divan” olacak şekilde küçülmüştür.

Bu örnek, makalenin merkezi tezini açıkça gösterir: burada “divan” olarak adlandırılan şey, coğrafyacıların iddia ettiği gibi kendine özgü sabit bir yerleşme tipi değil, zaman içinde sınırları değişen, küçülen ve nihayet bugünkü muhtarlık sınırlarına denk düşen bir idari kapsama alanıdır. Yerleşmenin fiziksel dokusu (dağınık haneler, sonra mahalleler) doğal nüfus artışı ve göç süreçleriyle şekillenmiştir; buna karşılık “divan” adı, bu fiziksel dokunun üzerine sonradan bindirilmiş bir idari-mali etikettir.


6. Tartışma: Hangi Yaklaşım Daha Tutarlıdır?

İki disiplinin argümanları karşılaştırıldığında, tarihçi yaklaşımının lehine üç güçlü gerekçe öne çıkmaktadır:

  1. Belgesel süreklilik: Tarihçilerin dayandığı tahrir defterleri ve şer’iye sicilleri, 15. yüzyıldan itibaren “divan” teriminin sistematik olarak idari-mali bir bağlamda kullanıldığını göstermektedir. Bu, öznel bir yorumdan çok, doğrudan arşiv kaydına dayanan bir tespittir.
  2. Coğrafi tanımın iç tutarsızlığı: Yukarıda gösterildiği gibi, coğrafyacı tanımları kendi içinde çelişkiler barındırmaktadır; aynı yazar bazen divanı bağımsız bir yerleşme tipi, bazen sadece muhtarlığın eski adı olarak sunmaktadır.
  3. Coğrafi bulguların kendisi tarihçi tezini destekler: İlginç biçimde, coğrafyacıların sahada topladığı veriler (örneğin Kayabaşı köyü örneğinde divan sınırlarının zamanla değişmesi) aslında divanın sabit bir fiziksel form değil, değişken bir idari sınır olduğunu göstermektedir—yani coğrafyacıların kendi saha bulguları, kendi teorik çerçevelerini değil, tarihçi çerçevesini doğrulamaktadır.

Bununla birlikte, coğrafyacı yaklaşımının da göz ardı edilemeyecek bir katkısı vardır: Bu yaklaşım, “divan” adı altında anılan yerleşmelerin fiziksel dokusunu—yani dağınık, çok mahalleli, coğrafi engellerle (vadi, orman, akarsu) parçalanmış yapısını—titizlikle belgelemiştir. Sorun, bu dokunun tasvirinde değil, bu dokuya yanlış bir isim (yani “divan”) verilmesinde ve bu ismin bağımsız bir yerleşme kategorisi haline getirilmesindedir. Bu iki bulguyu ayırmak, hem tarihçi hem coğrafyacı katkısını birleştiren bir sentez sunar: Kuzey Anadolu kırsalında halen gözlemlenen, birden fazla mahalleden oluşan dağınık dokulu köyler gerçek bir coğrafi olgudur; ancak bu olguya “divan” adını vermek, tarihsel olarak farklı bir anlama sahip bir idari terimin yanlış kullanımına dayanır.


7. Sonuç ve Öneriler

Bu makalede ele alınan tartışma, akademik terminolojinin disiplinler arası aktarımında ne kadar dikkatli olunması gerektiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Elde edilen bulgular şu şekilde özetlenebilir:

  • Divan, tarihsel olarak köy ile nahiye arasında yer alan, temel işlevi vergilendirme olan bir idari-mali birimdir; günümüzde resmi karşılığı bulunmamaktadır.
  • Coğrafyacıların “divan yerleşmesi” olarak tanımladığı fiziksel olgu gerçektir, ancak bu olgu aslında birden fazla mahalleden oluşan, zamanla muhtarlığa dönüşen köylerdir; bunlara “divan” denmesi, geçmişteki idari-mali örgütlenmenin adının yerleşmeye yanlışlıkla aktarılmasından kaynaklanmaktadır.
  • Bu karışıklığın kökeninde, 18-19. yüzyıllarda Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen göçmenlerin iskânı sırasında eski divan pusulası uygulamasının örnek alınarak yeni yerleşmelerin de “divan” adıyla anılması yatmaktadır.
  • Coğrafya ders kitaplarında ve akademik yayınlarda divanın bağımsız bir köy-altı yerleşme tipi olarak sunulması, terminolojik bir yanılgıdır ve gözden geçirilmelidir.

Bu sonuçlar ışığında, ileride yapılacak çalışmalar için şu öneriler sunulabilir: (i) coğrafya literatüründe “divan” teriminin yerine, söz konusu yerleşme dokusunu daha doğru yansıtan “çok mahalleli yerleşme” veya “parçalı yerleşme” gibi tanımlayıcı terimler tercih edilmelidir; (ii) tarihçi ve coğrafyacıların ortak saha ve arşiv çalışmaları yürüterek disiplinler arası terminoloji uyumu sağlanmalıdır; (iii) ders kitabı ve sınav materyallerinde yer alan divan tanımları, güncel araştırma bulguları doğrultusunda revize edilmelidir.


Kaynakça

Akdağ, M. (1995). Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, Cilt 1-2. İstanbul: Cem Yayınevi.

Atalay, İ. (1992, 1994). Türkiye Coğrafyası. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.

Çadırcı, M. (1991). Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. Ankara: TTK Yayınları.

Çadırcı, M. (1993). “Türkiye’de Muhtarlık Kurumunun Tarihi Gelişimi.” Çağdaş Yerel Yönetimler, 2(3), 3-11.

Doğanay, H. (1997). Türkiye Beşerî Coğrafyası. İstanbul: MEB Yayınları.

Emiroğlu, M. (1970). Akçakoca’da Nüfus, Yerleşme ve Ekonomik Faaliyetler. Ankara: A.Ü. DTCF Yayınları.

Gökbilgin, T. (1965). “15. ve 16. Asırda Eyalet-i Rum.” Vakıflar Dergisi, 4, 51-61.

Güler, İ. (1992). XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Sinop (İdarî Taksimat ve Ekonomik Tarihi). Yayınlanmamış doktora tezi, Marmara Üniversitesi.

Orhonlu, C. (1969). “Divan: A Historical Term in the Settlement Geography of Turkey.” Disputationes ad Montium Vocabula, VIII/4, 89-93.

Ortaylı, İ. (1985). Tanzimattan Cumhuriyete Yerel Yönetim Geleneği. İstanbul: Hil Yayınları.

Sergün, Ü. (1986). Kocaeli Yarımadasında Kırsal Yerleşme. İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları.

Şahin, C. ve Doğanay, H. (1999). Türkiye Coğrafyası. Ankara: Gündüz Yayınları.

Tanoğlu, A. (1954). İskân Coğrafyası, Esas Fikirler, Problemler ve Metod. İstanbul.

Taş, K. Z. (1999). “Bir İskân Şekli ve Birimi Olarak Divan.” SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4, 191-201.

Tunçdilek, N. (1967). Türkiye İskân Coğrafyası: Kır İskânı. İstanbul: İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Yayınları.

Tunçdilek, N. (1986). Türkiye’de Yerleşmenin Evrimi. İstanbul: İ.Ü. Yayınları.

Yediyıldız, B. (1985). Ordu Kazası Sosyal Tarihi (1455-1613). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Yılmaz, C. (2010). “Türkiye’de Tarihçiler ve Coğrafyacılar Tarafından Farklı Anlamlarda Kullanılan Bir Terim: Divan.” History Studies, 2(1), 273-309.

Yücel, T. (1995). “Türkiye’nin Kır Yerleşmeleri ve Tipleri Üzerine Yeni Görüşler.” Türk Kültürü Araştırmaları, XXXI/1-2, 447-469.

By Admin

Related Post

Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.