Türk sanatının farklı disiplinleri arasında tarih boyunca güçlü bir etkileşim meydana gelmiş; şiir, musiki, resim ve diğer sanat dalları ortak bir kültürel hafızanın taşıyıcıları olarak birbirlerini beslemiştir. Bu etkileşim özellikle klasik Türk şiiri ile Türk musikisi arasındaki ilişkide belirgin biçimde görülmektedir. Divan şiiri, XIX. yüzyıldan itibaren edebî hayat içerisindeki merkezî konumunu büyük ölçüde kaybetmiş olsa da oluşturduğu mazmunlar, sevgili tasavvuru, âşık-sevgili ilişkisi, tabiat unsurları ve sembolik anlatım biçimleri modern Türk şiiri ve musikisi içerisinde farklı biçimlerde yaşamaya devam etmiştir.
Bu çalışmada Gündoğdu Duran tarafından sözleri ve bestesi oluşturulan, Nesrin Sipahi tarafından seslendirilen “Ankara Rüzgârı” adlı eser, divan şiiri geleneğinin modern Türk sanat müziğindeki devamlılığı açısından incelenmektedir. Şarkının sözlerinde yer alan sevgilinin küçük ve pembe dudağı, dalgalı saçları, âşığın karşılıksız aşkı, sevgilinin vefasızlığı, âşığın ümidinin ertelenmesi ve aşkın rüzgâra anlatılması gibi unsurların divan şiirindeki karşılıkları ele alınmaktadır. Böylece söz konusu eserin klasik şiirin mazmun dünyasını aynen tekrar etmekten ziyade, bu dünyaya ait imgeleri modern şehir, aşk ve musiki bağlamında yeniden ürettiği ortaya konulmaktadır.
1. Giriş
Edebî gelenekler yalnızca belirli tarihsel dönemlerle sınırlı kalmayan, sonraki sanat eserlerinin anlam dünyasını etkileyen kültürel yapılardır. Bu nedenle bir edebî geleneğin sona ermesi, o geleneğin bütün estetik unsurlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bilhassa güçlü ve uzun süreli gelenekler, kendilerinden sonra meydana getirilen sanat eserlerinde doğrudan veya dönüştürülmüş biçimde yaşamaya devam eder.
Türk edebiyatında yaklaşık altı yüzyıl boyunca etkili olan divan şiiri de böyle bir gelenektir. XIII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar gelişen divan edebiyatı; İslam kültürü, Arap ve özellikle Fars edebiyatı ile etkileşim içinde kendine özgü bir estetik sistem meydana getirmiştir. Bu sistem içerisinde belirli mazmunlar, semboller, hayal unsurları ve sevgili tipleri yüzyıllar boyunca farklı şairler tarafından yeniden yorumlanmıştır.
Divan şiirinin en önemli özelliklerinden biri, gelenek ile özgünlük arasındaki gerilimdir. Şair, ortak bir mazmun ve imge repertuvarından yararlanırken asıl başarısını bilinen unsurları yeni bir hayal ve söyleyiş içerisinde kullanabilmesinde göstermektedir. Dolayısıyla divan şiirinde gelenek, yaratıcılığın karşıtı değil, yaratıcı söyleyişin hareket noktalarından biridir.
Bu durum modern dönem sanatlarında da gözlemlenebilir. Tanzimat sonrasında Batı etkisi güçlenmesine rağmen divan şiirinin çeşitli unsurları bütünüyle terk edilmemiş; mazmunlar, nazım biçimleri, edebî sanatlar ve hayal unsurları farklı biçimlerde kullanılmaya devam etmiştir.
Bu çalışmanın temel konusu olan “Ankara Rüzgârı”, söz konusu devamlılığın dikkat çekici örneklerinden biridir. 1964 yılında yayımlanan ve sözleri ile bestesi Gündoğdu Duran’a ait olan eser, Nesrin Sipahi tarafından seslendirilmiştir. Kaynak çalışmada da belirtildiği üzere şarkının sözlerinde divan şiirindeki aşk ilişkisi ve sevgili tipiyle dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır.
2. Divan Şiirinde Gelenek ve Mazmun Sistemi
Divan şiirini yalnızca belirli nazım biçimlerinin kullanıldığı bir şiir anlayışı olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Bu şiir geleneğinin temelinde aynı zamanda ortak bir hayal ve sembol dünyası bulunmaktadır.
Sevgilinin güzelliği, âşığın çektiği acılar, rakip, gül-bülbül ilişkisi, şarap, meyhane, saba rüzgârı, saç, kaş, göz ve dudak gibi unsurlar farklı şairlerde tekrar tekrar karşımıza çıkar.
Bu tekrar ilk bakışta tekdüzelik izlenimi yaratabilir. Ancak klasik şiirin estetik mantığında önemli olan yalnızca unsuru kullanmak değil, bilinen mazmunu yeni bir bağlamda yeniden kurmaktır.
Divan şiirinde sevgili çoğunlukla ulaşılmazdır. Âşık ise bu ulaşılmazlık karşısında acı çeker; ancak sevgiliden vazgeçmez. Hatta sevgilinin eziyeti bile âşık açısından bir tür lütuf olarak değerlendirilir.
Bu bakımdan divan şiirindeki aşk, modern anlamdaki karşılıklı sevgi anlayışından oldukça farklıdır. Aşkın temelinde karşılıksızlık, özlem, sabır, ayrılık ve fedakârlık vardır.
“Ankara Rüzgârı”nda da benzer bir ilişki biçiminin modernleştirilmiş bir örneği görülmektedir.
3. “Ankara Rüzgârı”nda Âşık-Sevgili İlişkisi
1964 yılında Grafson Plak tarafından yayımlanan ve Nesrin Sipahi’nin yorumuyla tanınan “Ankara Rüzgârı” adlı popüler Türk sanat müziği eseri, tematik yapısı bakımından Klasik Divan şiiri kalıplarını barındıran yetkin bir örnektir.
Eser Güftesi:
Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönül yasımı
Her gören ağladı kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgârına
Olmadı kaldı benim her hevesim yarına
Her gören ağladı kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni aldatacak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına
Şarkının temel aşk çatışmasını şu dizeler açık biçimde ortaya koymaktadır:
“Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni aldatacak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına”
Bu dizelerde sevgili, âşığa önce umut vermekte; ancak daha sonra bu umudu gerçekleştirmemektedir. Böylece sevgili ile âşık arasında umut–hayal kırıklığı–ayrılık ekseninde bir ilişki kurulmaktadır.
Divan şiirindeki sevgili tipi de benzer biçimde âşığa mesafeli ve kayıtsızdır.
Necâtî Bey’in şu beyti bu açıdan dikkat çekicidir:
“Ey çarh sen de yâr gibi olma bî-vefâ
Zîrâ bu denlü ‘âleme bir bî-vefâ yeter”
Beyitte sevgilinin vefasızlığı o kadar belirgin hâle getirilmiştir ki şair feleğin de sevgili gibi vefasız olmasını istememektedir.
Burada “Ankara Rüzgârı” ile divan şiiri arasında doğrudan bir duygu yapısı benzerliği bulunmaktadır:
| Divan şiiri | “Ankara Rüzgârı” |
|---|---|
| Vefasız sevgili | Söz verip gelmeyen sevgili |
| Karşılıksız aşk | Karşılıksız aşk |
| Âşığın ümitsizliği | Âşığın heveslerinin yarına kalması |
| Sevgilinin eziyeti | Sevgilinin kandırması |
| Âşığın sabrı | Âşığın ağlaması |
| Ulaşılmaz sevgili | Ulaşılması güç sevgili |
Dolayısıyla şarkının klasik şiirle ilişkisi yalnızca kelime veya imge düzeyinde değildir. Aynı zamanda aşkın psikolojik kuruluş biçiminde de bir devamlılık bulunmaktadır.
4. “Yarına Kalmak” Motifi ve Divan Şiiri
Şarkıda:
“Olmadı kaldı benim her hevesim yarına”
dizesi, aşkın ertelenmesini ifade eder.
Bu söyleyişin divan şiirinde de karşılığı bulunmaktadır. Şeyhülislâm Yahyâ’nın:
“Sonra ferdâ-yı kıyâmetde cevâb isterler
Salma bîçâreni ey şâh-ı kerem ferdâya”
beytinde sevgilinin âşığı sürekli “yarına” bırakması eleştirilmektedir.
Burada “yarın” yalnızca kronolojik bir zaman göstergesi değildir. Aşkın gerçekleşmesinin ertelenmesini temsil eden sembolik bir kavram hâline gelir.
“Ankara Rüzgârı”nda ise bu klasik anlam alanı daha gündelik ve modern bir söyleyişle ifade edilir.
Dolayısıyla:
ferdâ → yarın → ertelenen aşk
şeklinde bir anlam devamlılığı kurulabilir.
Bu durum, klasik mazmunun modern şiirsel söyleyiş içerisinde yeniden üretildiğini göstermektedir.
5. Dudak Mazmununun Modern Şarkıdaki Görünümü
Şarkının başlangıç dizeleri şöyledir:
“Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı”
Burada sevgilinin dudağı iki özellik üzerinden tanımlanmaktadır:
- Küçüklük
- Pembelik
Divan şiirinde sevgilinin dudağının küçüklüğü oldukça yaygın bir güzellik unsurudur. Hatta dudak o kadar küçük kabul edilir ki yokluk derecesine yaklaştırılır ve çoğu zaman “mim” harfiyle ilişkilendirilir.
Necâtî Bey’in:
“Mîm agzun dâl zülfün cânum u ‘ömrümdürür”
beytinde sevgilinin ağzı “mim” harfiyle ilişkilendirilmiştir. Şair burada aynı zamanda “meded” kelimesinin harf yapısından yararlanarak bir harf oyunu gerçekleştirmektedir.
“Ankara Rüzgârı”nda ise klasik mazmunun karmaşık harf oyunları kullanılmamış; bunun yerine modern dinleyicinin kolaylıkla algılayabileceği “pembe küçük dudak” tasviri tercih edilmiştir.
Böylece klasik güzellik anlayışının özü korunurken anlatım sadeleştirilmiştir.
6. Saç Mazmunu: Bağlayan ve Esir Eden Güzellik
Şarkının en belirgin divan şiiri bağlantılarından biri saç imgesidir:
“Her gören ağladı kalbini bağladı dalgalı saçlarına”
Buradaki “kalbini bağlamak” ifadesi son derece önemlidir. Sevgilinin saçları yalnızca fiziksel güzellik unsuru değildir; aynı zamanda âşığı kendisine bağlayan bir güçtür.
Divan şiirinde sevgilinin saçı, çoğu zaman:
- zincir,
- kemend,
- bağ,
- tuzak
olarak düşünülür.
Cem Sultan’ın:
“Zülfün kemendi kasdı çü dâ’im şikâredür
Sayd olacagı cânum ana âşikâredür”
beytinde sevgilinin saçı doğrudan “kemend”e benzetilir. Âşık ise bu kemendin avıdır.
Ahmed Paşa’nın:
“Zülfünün bendinde olaldan giriftâr inlerim”
dizesinde de âşık sevgilinin saçlarının bağına yakalanmış bir mahkûm olarak tasarlanır.
Bu örneklerle “Ankara Rüzgârı”ndaki:
“Kalbini bağladı dalgalı saçlarına”
ifadesi arasında güçlü bir imgesel paralellik bulunmaktadır.
Ancak önemli bir fark vardır: Divan şiirinde saçın bağlayıcılığı daha yoğun sembolik katmanlara sahipken modern şarkıda bu unsur romantik bir güzellik imgesi biçimine indirgenmiştir.
7. Rüzgâr: Haber Taşıyan Geleneksel Aracı
Çalışmanın en dikkat çekici boyutlarından biri “rüzgâr” imgesidir.
Şarkıda âşık:
“Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgârına”
demektedir.
Burada rüzgâr, âşığın duygularını sevgiliye ulaştırabilecek bir aracı konumundadır.
Divan şiirinde ise özellikle saba rüzgârı, sevgili ile âşık arasında haber taşıyan önemli bir unsurdur.
Bâkî’nin:
“Ey sabâ dil rahtın ol gîsû-yı müşgîn-târe çek
‘Âşık-ı dîvâneyi zencîr-i zülf-i yâre çek”
beytinde saba rüzgârından âşığın sevgilinin saçlarına ulaştırılması istenir.
Yine Bâkî’nin:
“Bir haber vir ey sabâ n’oldı gülistânum benüm”
beytinde şair sevgilisine ilişkin haberleri saba rüzgârından öğrenmeye çalışmaktadır.
Burada iki metin arasında oldukça dikkat çekici bir dönüşüm görülmektedir:
saba → rüzgâr → Ankara rüzgârı
Divan şiirindeki kozmik ve tabiat merkezli sevgili–âşık ilişkisi, modern şarkıda şehir merkezli bir aşk anlatısına dönüşmektedir.
“Ankara” kelimesi bu bakımdan yalnızca coğrafi bir yer adı değildir. Şarkıda klasik şiirin “saba”sının yerine geçen modern mekânsal ve kültürel bir çağrışım alanı meydana getirmektedir.
8. Dalgalı Saç ve Âşıkların Gönlü
Şarkıda sevgilinin saçları yalnızca güzel değildir; başkalarının da gönlünü kendisine bağlayabilecek kadar etkileyicidir:
“Her gören ağladı
Kalbini bağladı
Dalgalı saçlarına”
Bu anlatımda sevgilinin saçları manyetik bir çekim alanı meydana getirir.
Divan şiirinde de sevgilinin saçları âşıkların gönüllerini kendisine bağlayan bir unsur olarak kullanılır.
Nedîm’in:
“Gören ebrûlar üzre pîçişin ol kâkül-i zerdin”
beytinde sevgilinin kıvrımlı saçları ayrıntılı biçimde tasvir edilmektedir.
Şeyh Gâlib’in beyitlerinde ise sevgilinin perçemi, âşığın ahlarının dahi tehlikeli sonuçlara yol açabileceği bir güç alanına dönüşür.
Bu nedenle “Ankara Rüzgârı”ndaki saç imgesi, klasik şiirdeki zülüf–gönül–esaret ilişkisini modern bir aşk şarkısının estetik diline taşımaktadır.
9. Divan Şiirinden Modern Türk Musikisine: Dönüşüm Süreci
Divan şiiri ile Türk musikisi arasındaki ilişki yeni değildir. Gazeller başta olmak üzere çeşitli nazım şekilleri tarih boyunca bestelenmiş ve musikinin repertuvarına girmiştir. XVII. yüzyıldan sonra “şarkı” nazım şeklinin ortaya çıkışı da şiir ile musiki arasındaki ilişkinin güçlendiğini göstermektedir.
Ancak “Ankara Rüzgârı”nda daha farklı bir süreç söz konusudur.
Burada divan şiirinden doğrudan alınmış bir gazelin bestelenmesi yerine, divan şiirinin duygu ve imge sisteminin modern bir şarkı sözü içerisinde yeniden kurulması söz konusudur.
Bu nedenle eseri bir “divan şiiri taklidi” olarak değerlendirmek yerine, geleneğin modern estetik içerisinde yeniden üretimi olarak değerlendirmek daha açıklayıcıdır.
Bu yeniden üretimin temel aşamaları şöyle gösterilebilir:
Klasik mazmun → Modern imge → Şarkı sözü → Musiki → Popüler kültürel hafıza
Bu süreçte gelenek aynen korunmamakta; değişerek yaşamaktadır.
10. “Ankara” Unsurunun Geleneksel Estetik İçerisindeki Yeri
Şarkının özgünlüğünü sağlayan en önemli unsur, klasik aşk anlatısının Ankara ile birleştirilmesidir.
Divan şiirinde aşk çoğunlukla gül bahçesi, meyhane, saray, sevgilinin mahallesi veya soyut bir güzellik evreni içerisinde ifade edilir.
“Ankara Rüzgârı” ise:
“İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına”
dizesiyle aşkı belirli bir şehir coğrafyasına yerleştirir.
Böylece klasik şiirin bahar, rüzgâr ve sevgili üçlüsü modern şehir mekânıyla birleşir.
Bu açıdan Ankara, klasik şiirdeki sevgilinin yaşadığı soyut veya sembolik mekânların modern karşılığı hâline gelir.
Şarkının estetik başarısı da burada ortaya çıkar: klasik şiirin soyut aşk atmosferi, modern bir şehir görüntüsüyle somutlaştırılır.
11. “Ankara Kızları” ve Sevgili Tipinin Dönüşümü
Şarkının son bölümünde:
“Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına”
ifadesi yer almaktadır.
Divan şiirindeki tekil ve idealize edilmiş sevgili tipinin aksine burada sevgili tipi çoğullaştırılmıştır.
Divan şiirinde sevgili genellikle belirli bir güzellik idealinin temsilcisidir. Modern şarkıda ise “Ankara kızları” ifadesi bu ideal tipi gündelik sosyal hayata taşır.
Böylece:
ideal sevgili → şehirli sevgili
dönüşümü meydana gelir.
Ancak davranış modeli değişmemektedir:
sevgili → umut verir → söz verir → gelmez → âşığı üzer.
Dolayısıyla modernleşen esas unsur sevgilinin mekânı ve söyleyiş biçimidir; aşk ilişkisinin temel dramatik yapısı büyük ölçüde korunmaktadır.
12. Geleneğin Dönüştürülmesi ve Yeniden Üretilmesi
“Ankara Rüzgârı” örneği, gelenek kavramının durağan değil, dinamik bir yapı olduğunu göstermektedir.
Kaynak çalışmada da divan şiirinin Tanzimat sonrasında bütünüyle ortadan kalkmadığı; farklı şairlerin mazmun, hayal, redif ve edebî sanatları dönüştürerek kullandıkları belirtilmektedir.
Modern Türk sanatında bu dönüşüm üç farklı biçimde değerlendirilebilir:
12.1. Doğrudan aktarım
Klasik metnin veya mazmunun olduğu gibi kullanılması.
12.2. Dönüştürerek kullanım
Klasik imgenin modern bağlama aktarılması.
12.3. Duygusal devamlılık
Klasik şiirin kelime kadrosu kullanılmasa bile onun aşk anlayışının, ruh hâlinin ve estetik tavrının devam ettirilmesi.
“Ankara Rüzgârı” özellikle ikinci ve üçüncü kategori içerisinde değerlendirilebilir.
13. Özgün Değerlendirme: “Ankara Rüzgârı” Bir Modern Mazmunlaştırma Örneği midir?
Bu çalışmanın temel özgün önerilerinden biri, “Ankara Rüzgârı”ndaki imgelerin yalnızca “divan şiirinden etkilenme” şeklinde açıklanmasının yetersiz olduğudur.
Şarkıdaki:
- küçük dudak,
- dalgalı saç,
- kalbin bağlanması,
- vefasız sevgili,
- gerçekleşmeyen vaat,
- ertelenen aşk,
- rüzgâra aşkı anlatma
gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde bunların münferit benzerlikler olmadığı görülmektedir.
Bunlar aynı aşk paradigmasının farklı dönemlerdeki görünümleridir.
Bu nedenle eser, “modern mazmunlaştırma” kavramıyla açıklanabilir.
Modern mazmunlaştırma, klasik mazmunların biçimsel olarak tekrarlanmasından ziyade, onların taşıdığı temel çağrışımların modern kültürel bağlama aktarılmasıdır.
Bu bakımdan “Ankara Rüzgârı”nda:
saba rüzgârı → Ankara rüzgârı
ideal sevgili → Ankara kızı
zülüf → dalgalı saç
âşığın gönlünün esareti → kalbin saça bağlanması
ferdâ → yarın
bî-vefâ sevgili → söz verip gelmeyen sevgili
şeklinde dönüşümler meydana gelmektedir.
14. Sonuç
“Ankara Rüzgârı”, XX. yüzyıl Türk sanat müziği içerisinde divan şiiri geleneğinin izlerini taşıyan önemli örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.
Eserin klasik şiirle ilişkisi yalnızca belirli kelimelerin veya imgelerin benzerliğinden ibaret değildir. Daha derin düzeyde, âşık-sevgili ilişkisi, karşılıksız aşk, vefasız sevgili, ertelenen ümit, saçın bağlayıcı gücü, küçük dudak ve rüzgârın aracı olması gibi temel şiirsel unsurların devamlılığı görülmektedir.
Divan şiirinde âşık, sevgilinin karşısında daima güçsüzdür. Sevgili ise ulaşılmaz, kayıtsız ve vefasızdır. “Ankara Rüzgârı”nda da benzer bir ilişki kurulmaktadır. Âşık umut etmekte, sevgili ise bu umudu gerçekleştirmemektedir. Böylece klasik şiirin aşk psikolojisi modern bir şarkının söz dünyasında yeniden ortaya çıkmaktadır.
Eserde özellikle rüzgâr imgesi dikkat çekicidir. Divan şiirindeki “saba”, sevgili ile âşık arasında haber taşıyan ve âşığın duygularını sevgiliye ulaştıran aracıdır. “Ankara Rüzgârı”nda ise bu görev “Ankara rüzgârı”na verilmiştir. Böylece klasik şiirin tabiat unsuru modern şehir kültürüyle birleştirilmiştir.
Benzer biçimde sevgilinin saçının âşığın gönlünü bağlaması, divan şiirindeki zülüf-kemend-zincir mazmunlarının modern ve sade bir karşılığıdır.
Dolayısıyla “Ankara Rüzgârı”, divan şiirinin modern Türk sanat müziğinde taklit yoluyla değil, dönüşüm ve yeniden üretim yoluyla yaşamaya devam ettiğini göstermektedir.
Bu bağlamda divan şiiri geleneğinin modern sanatlar açısından yalnızca tarihsel bir miras olmadığı; aynı zamanda yeni sanat eserlerinin anlam üretiminde kullanılabilecek canlı bir kültürel kaynak olduğu sonucuna ulaşılabilir.
Nitekim kaynak çalışmanın vardığı temel sonuç da divan şiirinin maddi bir edebî gelenek olarak gerilemesine rağmen onun ruh hâlinin, duygu dünyasının ve estetik zevkinin modern sanatlarda yaşamaya devam ettiği yönündedir.
Sonuç olarak “Ankara Rüzgârı”, gelenek ile modernlik arasındaki kopuşun değil, dönüşerek devam eden kültürel sürekliliğin dikkat çekici örneklerinden biridir.
Kaynakça
Akün, Ömer Faruk (1994). “Divan Edebiyatı”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 9, İstanbul, 389-427.
Çavuşoğlu, Mehmed (2011). “Divan Şiiri”. Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II: Divan Şiiri, S. 415-416-417, Ankara, 1-16.
Çavuşoğlu, Mehmed (2017). Necati Bey Divanı’nın Tahlili. İstanbul: Kitabevi Yayınları.
Çetin, Nurullah (2012). Yeni Türk Şiirinde Geleneğin İzleri. Ankara: Akçağ Yayınları.
Ertem, Rekin (1995). Şeyhülislâm Yahya Divanı. Ankara: Akçağ Yayınları.
Ersoylu, İ. Halil (2013). Cem Sultan’ın Türkçe Divanı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Levend, Agâh Sırrı (2015). Divan Edebiyatı: Kelimeler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Macit, Muhsin (2006). “Divan Edebiyatı Tartışmaları ve Gelenekten Yararlanma Sorunu”. Eğitim, 7, 77-78.
Macit, Muhsin (2017). Nedîm Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap.
Onay, Ahmet Talât (2019). Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı. Haz. Cemal Kurnaz. Ankara: Kurgan Edebiyat.
Pala, İskender (2011). Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları.
Tarlan, Ali Nihad (1963). Necatî Beg Divanı. Ankara: Millî Eğitim Basımevi.
Tarlan, Ali Nihad (1992). Ahmet Paşa Divanı. Ankara: Akçağ Yayınları.
Aslan, Murat (2021). “Ankara Rüzgârı Şarkısında Divan Şiiri Geleneğinin İzleri”. Türk Dili, Ağustos 2021, S. 836, 83-88.
