Pts. Oca 26th, 2026

Ege Denizi ile Akdeniz’in kesişim noktasında yer alan Girit Adası, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca bu iki bölgeyi hâkimiyet altına almak isteyen devletlerin ilgisini çekmiştir. Osmanlı Devleti de kara gücünü denizlere taşımak amacıyla Girit’i fethetmek istemiş, ancak ada ancak 17. yüzyılın ikinci yarısında tamamen Osmanlı hâkimiyetine girebilmiştir. Osmanlılar fetih sonrası idarî ve sosyal düzeni hızla kurarken, yerel halkın gönlünü kazanmak için hoşgörüye dayalı bir siyaset izlemişlerdir. Bu süreçte, adaya fetihten önce gelerek toplumu manevî açıdan hazırlayan sûfîlerin önemli katkıları olmuştur.

Girit’in İslamlaşmasında, özellikle tekkeler aracılığıyla yürütülen irşad faaliyetleri belirleyici rol oynamıştır. Adada İslâmî hayatın yaygınlaşmasıyla birlikte Müslüman nüfus artmış, ancak bu durum yerli Hristiyan halkın yaşamını olumsuz etkilememiştir. Osmanlı yönetimi hem Müslüman hem de Hristiyan halk arasında adaletli bir düzen kurmuştur. Bu kültürel etkileşim, adada Türkçe ve Rumca’nın karşılıklı olarak ilgi görmesine ve zengin bir edebî çevrenin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu ortamda yetişen önemli isimlerden biri de Celvetî tarikatına mensup şair Hanyalı Nûrî Osman’dır.

Hanya’da doğan ve Celvetî şeyhi Salacıoğlu Mustafa’dan hilâfet alan Nûrî Osman, tasavvufî düşünceyi şiirlerinde derin bir biçimde işlemiştir. Bu çalışmada, şairin divanında Celvetîliğe ait kavram ve temalar tespit edilerek örnek beyitlerle açıklanmıştır. Böylece, Hanyalı Nûrî Osman’ın şiirlerinde Celvetî düşüncenin yansımaları ve tasavvufî dilin işlenişi üzerine yeni bir değerlendirme yapılmıştır.

Giriş

Osmanlı kültür dünyasında şairlerin yetiştiği çevreler, zamanla ortak bir edebî dilin ve estetik anlayışın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, siyasî çalkantıların yaşandığı dönemlerde dahi edebî üretimin sürekliliğini sağlamıştır. Akdeniz’in en büyük adalarından biri olan Girit, yaklaşık üç yüzyıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalmış; Anadolu’dan uzak, denizlerle çevrili bu coğrafyada da dikkate değer bir edebî canlılık ortaya çıkmıştır.

Ada, Osmanlı fethinden sonra hızla yeniden şekillenen toplumsal yapısıyla birlikte, zamanla güçlü bir kültürel merkez hâline gelmiştir. Fetih sonrasında Girit’e Anadolu’dan sınırlı sayıda Müslüman yerleştirilmiş, buna karşın adadaki İslam nüfusunun artışı daha çok kapsamlı bir ihtida süreci sayesinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte, gayrimüslim halkın İslam’a ısınmasında ve Müslüman toplumla uyum içinde yaşamasında tasavvufî kurumlar, özellikle tekkeler etkili olmuştur.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde verdiği bilgilere göre, fetih sonrasında Girit’te on yedi tekke bulunmaktaydı. Bunların üçü Bektaşî, diğerleri ise Halvetî, Celvetî, Uşşâkî, Kâdirî ve Bayrâmî tarikatlarına aitti. Evliya Çelebi’nin kendisinin de bir Halvetî tekkesi inşa ettirmesi, adadaki tasavvufî dinamizmi göstermesi bakımından önemlidir. Bu tekkeler, sadece manevî merkezler değil, aynı zamanda sosyal dayanışma ve kültürel etkileşim alanları olarak da işlev görmüştür.

Bir bölgede ekonomik, siyasî ve sosyal gelişme sağlandığında, buna paralel olarak sanat ve edebiyat da gelişir. Osmanlıların Girit’te kısa sürede kurdukları idarî düzen, adada dinî ve kültürel kurumların yayılmasına ve yeni bir edebî çevrenin doğmasına imkân tanımıştır. Bu ortamda yetişen sûfî şairler arasında Hanyalı Nûrî Osman da önemli bir yere sahiptir.

Bu çalışma, Hanyalı Nûrî Osman’ın şiirlerini Celvetîlik ekseninde incelemekte ve onun tasavvufî kavram dünyasını somut örneklerle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece hem Nûrî Osman’ın tasavvufî kimliği hem de Girit’teki Celvetî geleneklerinin şiir dili üzerindeki etkisi yeni bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir.

Nûrî Osman Hanyavî (Öl. 1230 / 1815)

Hanyalı Nûrî Osman’ın hayatına dair klasik tezkirelerde ve biyografik kaynaklarda ayrıntılı bilgiler sınırlıdır. Ancak mevcut veriler, onun 1181/1767-68 yılında Girit Adası’nın Hanya şehrinde doğduğunu göstermektedir. Şiirlerinde genellikle “Nûrî” mahlasını kullanan şairin, geniş bir kültürel çevrede yetiştiği anlaşılmaktadır.

Kaynaklarda babası Ahmed Bey’in Hanya’da Kol Ağası olarak görev yaptığı, bilgili ve hayırsever bir kişi olduğu belirtilir. Ahmed Bey, adaya gelen devlet adamlarını, âlimleri ve dervişleri misafir eder, onların ihtiyaçlarını karşılamakla tanınmıştır. Bu ortam, Nûrî Osman’ın kültürel birikiminin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Şair, babasının vefatı üzerine yazdığı bir manzumede onu “akıllı, hayırsever ve ârif bir kişi” olarak tanıtır.

Kaynaklar, Ahmed Bey’in 1214/1792’de vefat ettiğini, bu sırada Nûrî’nin yirmi dört yaşlarında olduğunu belirtir. Nûrî Osman’ın eğitim hayatına dair ayrıntılar sınırlı olmakla birlikte, şiirlerinden Farsça ve adada yaygın olarak konuşulan Rumca’yı çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca kendi ifadesine göre Farsçayı Hıfzî İbrahim Efendi’den öğrenmiştir.

Şair, çeşitli şiirlerinde okuduğu eserlerden de söz eder. Mesnevî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Fusûsu’l-Hikem, Mantıku’t-Tayr, Gülistan, Şifâ, Tuhfe-i Vehbî ve Nâimâ Tarihi gibi önemli klasiklerin isimlerini anması, onun derin bir medrese eğitimi aldığını ve geniş bir okuma geleneğine sahip olduğunu gösterir.

Nûrî Osman, 1215/1800 yılında Hanya’nın muhafazasında görevli Yeniçeri Ocağı’na bağlı Tımarlı Kâtibi olarak görevlendirilmiştir. Uzun yıllar bu görevini sürdürmüştür. Şairin aynı zamanda tarımsal faaliyetlerle de ilgilendiği, Hanya dışında bulunan Moriş köyündeki çiftliğinde vakit geçirdiği, burada çiçek yetiştirip şiirle meşgul olduğu kaynaklarda belirtilmektedir.

Şairin aile yaşamına dair bilgiler oldukça sınırlıdır. Bazı beyitlerinden evlendiği, fakat çocuk sahibi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumu kendisi “meyvesiz bir ağaca” benzeterek dile getirmiştir.

Nûrî Osman’ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, tasavvuf yoluna yönelmesidir. O, Hanya’da bulunan Celvetî şeyhlerinden Salacıoğlu Mustafa Efendi’ye intisap etmiş, onun gözetiminde seyrüsülûkünü tamamladıktan sonra hilâfet alarak irşada yetkili hale gelmiştir. Bu durum, onun hem mutasavvıf hem de şair kimliğini belirleyen temel unsurdur.

Dostlarının ısrarı üzerine 1209/1794 yılında tertip ettiği Divan’ı, tasavvufî bir derinliğe sahip şiirlerle doludur. Şiirlerinde genellikle “Nûrî” mahlasını kullanmıştır. Bunun dışında Târîh-i Girid, Lügat-i Manzûme-i Nûriyye, Berâ-yı Lisân-ı Rûmiyye, Düstûr ve Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid adlı eserleri de bulunmaktadır. Özellikle Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid, Giritli şairlerin biyografilerini içermesi açısından önemli bir kaynak niteliğindedir.

Nûrî Osman’ın kültürel etkisi yalnızca şiirleriyle sınırlı kalmamış, çevresindeki genç şairlerin yetişmesine de katkı sağlamıştır. Onun, dönemindeki edebî meclislerin aranan isimlerinden biri olduğu, dostları arasında saygı gören bir kişiliğe sahip bulunduğu anlaşılmaktadır.

Şair, 1230/1815 yılında doğduğu yer olan Hanya’da 58 yaşında vefat etmiştir.

Hanyalı Nûrî Osman Divanı’nda Celvetîlik

Celvetîlik terimi, Arapça celvet kökünden gelir ve sözlükte “ortaya çıkmak, gizliden açığa çıkmak, bir şeyi parlatmak” anlamlarını taşır. Tasavvufî bir terim olarak ise, kulun halvetten (inzivadan) çıkıp ilahî sıfatlarla donanmış biçimde yeniden toplumun içine dönmesini ifade eder. Başka bir deyişle, nefsi terbiye edip kemale eren dervişin, manevi olgunluğunu toplum hizmetine yansıtmasıdır.

Celvetîlik, Türk tasavvuf tarihinde büyük bir öneme sahiptir ve kurucusu Aziz Mahmud Hüdâyî’dir. Tarikatın adı da “halk içinde Hak ile olmak” anlamındaki “celvet” kavramından gelmektedir. Evliya Çelebi’nin aktardığı bilgilere göre, Hüdâyî’nin Girit’in Osmanlı topraklarına katılması sürecinde sultan I. Ahmed’e tavsiyede bulunan bir topluluk içinde yer aldığı rivayet edilir. Bu rivayetin tarihi doğruluğu tartışmalı olsa da, Girit’in İslamlaşma sürecinde Celvetîliğin ciddi bir etkisi olduğu bilinmektedir.

Nûrî Osman, bağlı olduğu Celvetî geleneğini şiirlerinde açık biçimde yansıtmıştır. Şairin “Celvetîler” başlıklı beş kıtalık murabba’sında Celvetî dervişleri “Hak huzurunun mahremleri” olarak nitelendirmesi, tarikatın özündeki manevî disiplini ve halka hizmet anlayışını vurgular.

Celvetîliğin öğretisinde “halvet” (inziva) ile “celvet” (topluma dönüş) bir bütün olarak kabul edilir. Hz. Peygamber’in Hira mağarasında inzivaya çekilip vahiyden sonra topluma dönmesi, bu anlayışın dayanağıdır. Nûrî Osman, mürşidi Salacızâde Mustafa’nın bir gazeline yazdığı tahmiste “halvet-celvet”, “vahdet-kesret” ve “yokluk elbisesi” kavramlarını bir arada kullanarak bu ruhsal yolculuğu şiir diliyle anlatır.

Celvetîlikte müridin yetişme süreci çift yönlüdür: Önce kendi iç dünyasında nefsini arındırır, ardından insanlara faydalı olmak üzere toplum içine döner. Bu süreçte zikrullah (Allah’ı anma) temel unsurdur. Celvetîlikte esas zikir, Hüdâyî tarafından “tevhid zikri” olarak adlandırılan kelime-i tevhiddir. Nûrî Osman da şiirlerinde tevhid kavramını sıkça işlemiştir.

Celvetî geleneğinde müride ayrıca her gün yüz defa “Estağfirullah el-azîm” zikri tavsiye edilir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber’e salât ve selâm getirmek de Celvetî adabının bir parçasıdır. Zikir meclisleri Celvetîliğin manevi hayatının merkezindedir. “Nısf-ı kıyâm” adı verilen bu zikir türü, dizler üzerinde yarı ayakta icra edilir ve Hızır Kıyamı olarak da bilinir.

Celvetîlikte seyrüsülûk (manevî yolculuk) dört aşamada gerçekleşir: tabiat, nefs, ruh ve sır. Bunlar sırasıyla şeriat, tarikat, marifet ve hakikat mertebelerine karşılık gelir. Nûrî Osman bu aşamaları şiirlerinde açıklar. Şairin bu dizeleri, onun Celvetî öğretilerini yalnızca teorik olarak bilmediğini, aynı zamanda manevî tecrübe hâline dönüştürdüğünü göstermektedir.

Sonuç olarak, Nûrî Osman’ın Divanı Celvetîliğin temel kavramlarını –tevhid, zikir, halvet-celvet dengesi, marifet ve hakikat arayışı– şiir diliyle harmanlayarak, tarikatın ruhunu estetik bir biçimde yansıtan özgün bir örnek sunar.

Sonuç

Bu çalışma, 18. yüzyılda Girit’te yaşamış bir Celvetî şeyhi ve divan şairi olan Hanyalı Nûrî Osman’ın şiirlerinde Celvetî düşüncesinin yansımalarını ortaya koymayı amaçlamıştır. Şairin yaşadığı dönem, Osmanlı’nın Anadolu dışındaki bölgelerinde dinî ve kültürel kurumların etkisinin güçlü olduğu bir dönemdir. Girit gibi Anadolu’ya kara bağlantısı olmayan bir coğrafyada, Celvetîliğin kökleşmesi ve bu anlayışın edebî dile yansıması dikkat çekici bir örnektir.

Nûrî Osman’ın şiirlerinde Celvetîliğin temel kavramlarının –halvet, celvet, tevhid, zikir, marifet, hakikat– güçlü bir biçimde yer aldığı görülmektedir. Şair, Celvetî geleneğin “halk içinde Hak ile olma” anlayışını içselleştirmiş, bunu şiirlerinde hem sembolik hem de öğretici bir dille işlemiştir. Böylece tasavvufun soyut ilkelerini, estetik bir üslup içinde somutlaştırmıştır.

Daha önce yapılan bazı araştırmalarda Nûrî Osman’ın sadece Celvetî tarikatına mensubiyeti zikredilmiş, fakat tasavvufî yönü derinlemesine incelenmemiştir. Bu çalışma ise onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda manevî terbiyeden geçmiş bir mutasavvıf olduğunu ortaya koymaktadır. Şiirlerindeki içsel denge, aşk anlayışı ve insan-ı kâmil tasavvuru, doğrudan Celvetî öğretilerin izlerini taşımaktadır.

Nûrî Osman, Girit’teki tasavvufî hayatın önemli temsilcilerindendir. Onun şiirleri, Celvetîliğin sadece bir tarikat sistemi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve sanat anlayışı olduğunu gösterir. Bu yönüyle Nûrî Osman, hem Osmanlı şiir geleneğine hem de Girit’teki tasavvuf kültürüne katkı sağlayan özgün bir şahsiyet olarak değerlendirilebilir.

By Admin

Related Post

Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.