Sal. Oca 27th, 2026

ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN ÖNEMLİ BİR ESERİ: GÜLŞEN-İ HAYAT

Gülşen-i Hayât’ın elimizde iki nüshası vardır. İkisi de Konya Ahmet Rasih İzzet Koyunoğlu

Şehir Müze ve Kütüphanesi’nde kayıtlıdır. Çalışmamızda esas aldığımız nüsha 13652 arşiv

numarasıyla kayıtlıdır. Nüshada eserin tam adı “Gülşen-i Hayât ve Merhem-i Memât” olarak

geçmektedir. Bu ad eserin ilk sayfasında, besmelenin hemen üzerine kırmızı mürekkeple yazılmıştır.

Eserin ikinci nüshasında ise “Haza Kitâbu Tuhfeti’l-Ebrâr”  başlığı vardır. Bu ad da besmelenin

hemen üzerinde kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Bu nüsha da 12752 arşiv numarasıyla kayıtlıdır.

Gülşen-i Hayât bir mevize, nasihat ve vaaz kitabıdır. Hedef kitlesi halk olduğu için anlatımda

samimi ve sade ifadeler hâkimdir. Eserde söylenilen sözlerin etkisini artırabilmek için ayetlerden,

hadislerden örnekler verilmiş, birçoğu günümüzde halk arasında anlatılan hikâyeler ve kıssalar olup

metnin geneline serpiştirilmiş durumdadır.

Biz bu çalışmamızda Gülşen-i Hayat’ın konusu, yazarı, tarihi, nüshaları, fiziksel özellikleri,

imlası ve dili hakkında bilgi vereceğiz. 

1. Giriş

Anadolu’da Oğuz ağzına dayalı yazı dilinin oluşmasındaki ilk devre Eski Anadolu

Türkçesi – Eski Oğuz Türkçesi – olarak anılır. Bu dönem kabul gören anlayışla 13. yüzyıl ile 15.

yüzyıl arasını kapsayan yaklaşık üç asırlık bir süredir. 15. yüzyıldan sonra yerini Osmanlı

Türkçesine bırakmıştır. Eski Oğuz Türkçesi siyasi olarak Anadolu Selçukluları dönemini,

Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemleriyle Osmanlı imparatorluğunun ilk dönemini içine alır

(Ercilasun 2009: 438).

Eski Anadolu Türkçesi bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok

farklıdır. Bu devreye Batı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur.

Batı Türkçesini Eski Türkçeye bağlayan birçok bağlar bu devrede kendisini iyice

hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçede gördüğümüz birçok yeni şekil de bu devrede

Eski Türkçedeki şekillerin izlerini taşımaktadır. Eski Anadolu Türkçesi bir taraftan böylece Eski

Türkçenin izlerini taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları

göstermek suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçesinden biraz farklı bir durum arz eder (Ergin

1997: 17).

Eski Anadolu Türkçesinin eserlerini yayımlamak, onları gün ışığına çıkararak Türk dilinin

ve Türk dili araştırmacılarının hizmetine sunmak, önemli çalışmalar olarak kabul edilmektedir.

Biz de bu çalışmamızda dönem için önemli olduğunu düşündüğümüz Gülşen-i Hayat adlı eser

üzerinde duracağız. 

2. Gülşen-i Hayat

2.1. Konusu

Gülşen-i Hayat bir mevize, vaaz ve nasihat kitabıdır. Eserde hayatın nasıl gül bahçesine

çevrileceği, kaçınılmaz olan ölüme, ebedî hayata hazırlanarak nasıl çare bulunacağı

anlatılmaktadır. Eser, dünya sevgisinin kötülüğü, bu sevginin tezahürleri olan hırs, tamah gibi

duyguların fenalığı, ahiret sevgisinin önemi, ahirete hazırlık, dünyadan uzaklaşma, kibir, yalan,

zina gibi günahlar ile cennetin nimetleri, cehennemin azapları, tevazu, kadınlara iyi

davranılması gibi dinî ve ahlaki konularda okuyucuya nasihatlerde bulunmaktadır. Bu

nasihatler esnasında tasavvuf edebiyatında bir gelenek olan anlatının içine hikâyeler

serpiştirme usulü aynen eserde de kendini göstermektedir. Söylenilen sözlerin etkisini

artırabilmek için ayetlerden, hadislerden iktibaslar yapılmış, birçoğu günümüzde dahi halk

arasında anlatılan hikâye ve kıssalardan örnekler verilmiştir.

2.2. Yazarı ve yazılış tarihi

Eser sondan eksik olduğu için herhangi bir temmet kaydı ya da bir müellif veya müstensih

adı tespit edilmemiştir. Eserin içerisinde de bu hususta herhangi bir kayıt yoktur. Kütüphane

kaydında müellifin Yunus B. Ubeyd olabileceği kaydedilmişse de bu pek mümkün

görünmemektedir. Eserde sadece bir kez geçen (115b/8) bu isim Kûfe’de doğup Basra’da ölen

ve miladi 8. yüzyılda yaşayan bir velidir. Ne eserin dili, ne de eser içerisinde geçen ve

günümüzde ne zaman yaşadığını bildiğimiz şahıslar1 ile yine yazılış tarihini bildiğimiz eser

Bâyezid-i Bistâmî 9. yüzyıl; Yahya bin Muâz 9. yüzyıl; Kadı Beydavi 14. yüzyıl vb.

içerisinde geçen bazı eser ve tefsirler2 müellifinin Yunus B. Ubeyd olmadığını kesinlikle ortaya

koymaktadır. Eser tercüme olsa dahi eserin Yunus b. Ubeyd’e ait olma ihtimali yukarıdaki

sebeplerden dolayı mümkün görünmemektedir. 

Söz konusu yazmanın ilk sayfasında eserin adının altında “Yunus Emre” kaydı vardır. Yine

esere giriş yapmadan önceki boş sayfada da sonradan eklenme ihtimali olan bazı kayıtlarda da

“Âşık Emrem”, “Kitab-ı Yunus Emre” “Kitab-ı Gülşen”, “Yunus Emre” gibi notlar göze

çarpmaktadır. 

Yunus Emre üzerine en geniş çalışmayı yapan Mustafa Tatcı, bu çalışmalarını Yunus Emre

Divanı adıyla 4 cilt olarak yayımlar. Çalışmalarının dördüncü cildini Âşık Yunus Emre’ye

ayırmıştır. Üç Yunus’tan bahseden Tatcı, bunların Büyük Yunus, Âşık Yunus ve Derviş Yunus

olduğunu söyler. Kendinden önce yapılan araştırmaları da göz önüne alan Tatcı, Âşık

Yunus’un H. 843 (M. 1439) yılında vefat ettiğini ve Bursa’da medfun olduğunu bildirmektedir.

Bu 15. yüzyıl Yunus’unun önceki Yunus Emre’nin takipçisi olduğunu söylemekte. ayrıca

ölümüne “Gülşen-i Tevhid” veya “Âşık Yunus Emre” sözleriyle tarih düşürüldüğünü

belirtmektedir (Tatcı 1997: 9-21). Buradaki “gülşen” ifadesi dikkat çekicidir. Biz tüm bu bilgiler

ışığında elimizdeki eserin Âşık Yunus Emre’ye ait olabilceğini düşünmekteyiz.

Esere giriş yapmadan önceki, Âşık Yunus Emre kaydının düşüldüğü sayfada, biraz silinmiş

olsa da, H. 821 rakamı vardır. Bu da M. 1418 yılına karşılık gelmektedir. Ayrıca eserin dil

özellikleri ve imlası tam da 15. yüzyılın ilk yarısını işaret etmektedir. Daha önce yaptığımız bir

çalışmada tarihi belli olmayan Eski Anadolu Türkçesi eserlerinin tarihlendirilmesinde “et-/it- ve

kıl-“ fiillerinin sıklık analizinin yol göstericiliği bilimsel bir metot ile ortaya konılmuştu (Ölker

2015)3. Gülşen-i Hayat üzerinde bu iki fiilin sıklık analizi yapıldığında et-/it- fiilinin kullanım

sıklığı, kıl- fiilinin kullanım sıklığının yaklaşık iki katıdır (688’e 325).  Bu sonuç da Gülşen-i

Hayat’ın 15. yüzyılın ilk yarısı eserlerinden olduğunu ortaya koymaktadır. Yukarıda izah

ettiğimiz Âşık Yunus’un yaşadığı tarih ile Gülşen-i Hayat üzerinde yapmış olduğumuz kelime

analizinde çıkan sonuçlar eserin 15. yy. ilk yarısı eserlerinden olduğu fikri ile örtüşür

mahiyettedir. 

Eserin imla özellikleri ve dil hususiyetleri de onun Eski Anadolu Türkçesine ait olduğunu

göstermektedir. Tarama Sözlüğünde tanıklanmayan kelimeler, eskicil kullanımlar, Eski

Anadolu Türkçesini yansıtan şekil ekleri vb. birçok özellik eserin tarihi hakkında bize bilgiler

sunmaktadır. Bunlara ilaveten eserin iddia edilen tarihe ait olduğunu gösterir bir imla özelliği

de harflerin altına müstakil şekillerini yazma geleneğidir. Kutadgu Bilig ve özellikle Atabetü’l-

Hakayık’ta gördüğümüz bu gelenek, Arap alfabesindeki harflerin diğer harflerle birleştikten

sonra, okunamama ihtimalini ortadan kaldırmak için, bazı harflerin altına o harfin müstakil

şeklinin yazılmasıdır. Bu bilhassa Arap alfabesinin Türk dili için henüz işleklik kazanmadığı

dönemlerde geçerli bir uygulamadır. Sonraki dönemlerde çok da tercih edilmemiştir. Eserde

böyle bir uygulamanın olması, eserin bu eski geleneğin devam ettirdiğini gösterdiği gibi tarihi

hakkında da bize veriler sunar.

Kitāb-ı Ṣavma‘ ve  Minhācü’l ‘Ābidīn: Gazali’nin eserleri; Tefsīr-i Kebir: İmam Fahreddin-i Râzî (1149-1209 M.)

tarafından hazırlanmış tefsir vb.

Bu çalışmada ilk yazılı kaynaklarımızdan başlayarak  özellikle 16. yüzyıla kadar olan önemli eserler taranarak et-/it-

ve kıl- fiillerinin tarihî süreç içerisinde kullanım sıklıkları tespit edilerek, Türk dilinin dönemleri ve yüzyılları ayrı

ayrı ele alınmış ve her dönem için değerlendirmeler yapılmıştır. 13, 14, 15 ve 16. yüzyıllar ve sonrası için et-/it- ve

kıl- fiillerinin sıklık analizlerini ortaya koyan grafikler ayrı ayrı gösterilmiştir.

2.3. Nüshaları

Gülşen-i Hayât’ın tespit ettiğimiz iki nüshası vardır. Bunların ikisi de Konya Büyükşehir

Belediyesi Ahmet Rasih İzzet Koyunoğlu Şehir Müze ve Kütüphanesi yazma eserler

bölümündedir. 

Birinci nüsha çalışmamızda esas aldığımız nüsha olup burada eserin tam adı “Gülşen-i

Hayât ve Merhem-i Memât”tır. Bu ad eserin ilk sayfasında, besmelenin üzerine kırmızı

mürekkeple yazılmıştır. Eser 13652 arşiv numarasıyla kayıtlıdır. Bu nüsha karton kapak

içerisinde 285 varaktan oluşmaktadır. Sonu eksiktir. Bununla birlikte 8b-9a ve 117b-118a

sayfaları arasında çoban kelime takip edilememektedir, bu yüzden de birer sayfa eksiktir. Konu

bütünlüğü göz önüne alındığında bu aradaki eksikliklerin birer sayfadan fazla olmadığı

söylenebilir. 

Gülşen-i Hayat’ın her sayfasında 11 satır vardır. Temiz bir nesih hatla harekeli olarak

kaleme alınmış olan eserin ilk sayfasında çok az bir yırtılma vardır. Yine 16. varağın alt

kısımlarında da çok az yırtılma vardır. Bunların dışında metinde okunmayan herhangi bir yer

yoktur. Ayetler, hadisler ve dualar ile Tanrı’nın isimlerinin geçtiği yerler kırmızı mürekkep ile

yazılmıştır. 

Eserin B nüshasında ise “Haza Kitâbu Tuhfetü’l-Ebrâr”  başlığı vardır. Bu ad da besmelenin

hemen üzerinde kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Eser 12752 arşiv numarasıyla kayıtlı olup,

Müridî’nin “Pend-i Ricâl” adlı eseriyle birlikte karton ciltli bir mecmuadadır. Sondan eksik olan

nüsha, mecmuanın 1b-20b varakları arasında toplam 19 varaktan oluşmaktadır. Diğer nüshaya

göre daha temiz ve okunaklıdır. Her sayfasında 13 satır vardır. Ayetler, hadisler ve dualar ile

Tanrı’nın isimlerinin geçtiği yerler kırmızı mürekkepledir.

Bunların dışında henüz ulaşamadığımız fakat Vasfi Mahir Kocatürk’ün hakkında verdiği

bilgilere dayanarak aynı eser olduğunu düşündüğümüz bir nüsha daha vardır. Kocatürk Büyük

Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde 14. yüzyıl nesrini anlatırken “Yazarı bilinmeyen eserler”

başlığı altında “Tuhfetü’l-Ebrâr” adlı bir eserden bahsederek: “Şahsi kütüphanemizde bulunan

telif tarihi ve müellifi belli olmayan sonu eksik nüsha kâğıdı ve bilhassa imlası bakımından

Anadolu lehçesiyle yazılan en eski eserler evsafındadır. Çok güzel bir dille, samimi ve olgun bir

ifade ile yazılmış olan bu kitap eski Türk nesrinin en değerli eserleri arasında sayılabilir.

Konusu ilk Anadolu eserlerinin birçoğu gibi basit bir şekilde tasavvufi ve dinîdir. Dünyanın

faniliği ve kötülüğü, ahiret için çalışma, dinî ahlak ve ibadet eserin didaktik ruhunu teşkil

etmektedir. Fakat saf ve sade ifadesi tefsirlerde, peygamber hikâyelerinde canlı ve sempatik bir

hal almaktadır. Eser dil ve üslup bakımından Mehmet oğlu Mustafa’nın eserlerine

benzemektedir. Belki de onundur. Değilse çağdaşlarından birinindir.” (Kocatürk 2016: 164)

ifadelerine yer vermiştir. 

Bu nüshayı göremediğimiz için kati bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak

Kocatürk’ün eserin niteliklerini anlatırken verdiği bilgilerden bahsi geçen yazmanın üzerinde

çalıştığımız eserle birebir örtüştüğü görülmektedir. Konu başlıkları, eserin dili, kâğıdı, imlası

hatta sondan eksik olması, yazarının ve telif tarihinin belli olmaması gibi özellikler Gülşen-i

Hayat’ı andırmaktadır. Kocatürk’ün vefatından sonra kitaplarının Milli kütüphaneye

bağışlandığını biliyoruz, ancak kütüphane kayıtlarında böyle bir esere rastlayamadık.

Kütüphanenin Yazma Eserler Bölümü ile yaptığımız görüşmeden de bu hususta bir sonuç elde

edemedik.

Eserin içerisinde bazen atlanmış satırların olması, sayfa kenarlarına unutulanların yeniden

yazılması, imlâda, nadir de olsa eserin bütününe uygun olmayan daha yeni şekillerin görülmesi, bazı eskicil yapıların tanınmayarak yerine yeni bir yapının yerleştirilmesi eserin

istinsah olduğunu göstermektedir. Eserin bütünü göz önüne alındığında 16. yüzyılda istinsah

edildiğini söylemek mümkündür.

2.4. İmlası ve Dili

II.IV.I. i/é/e meselesi: Metnimizde her üç ünlü de karışık olarak kullanılmaktadır.

a) Metinde kapalı é ile yazılan kelimeler4: Kapalı é dört defa geçmektedir. Bu dört

kelimeden birisi aynı zamanda normal e ile yazılırken üçü hem normal e ile hem de i ile

yazılmaktadır.

Ermeni kelimesi hem kapalı é ile hem de normal e ile yazılmıştır: Ermeni (ِ ينَمْرَا) olup öldük,

cühūdlik Érmenilik (ِْك ل ِ ينَمْريَا) bir ḫoş nesne imiş (70a/6-7)

Et- fiili hem kapalı é ile hem de i ile yazılmıştır: Zinhār ve hezār zinhār étmeŋüz (ِْزكَمْتيَا)5 kim ne

iderse (ِْهَسْرَد يا) kendü nefsine ider (ِْرَد يا) (205b/6).

Géŋ “geniş” hem kapalı é ile hem normal e ile hem de i ile yazılmıştır: Ḳabrüŋüz ṭar mıdur

yoḫsa géŋ (ِْكيَك) midür? (74b/10); sinlesi göz irimi yir geŋ (ِْكَك) içi ṭolu nūrıla (60a/5); İbrāhįm’i

mancılıġa ḳoyup giŋ (ِْكي ك) yirden oda atasın didi (95b/7)

Béş “beş” hem kapalı é ile, hem normal e ile hem de i ile yazılmıştır: Ve daḫı ḥażreti risālet

eydür: béş (ِْشيَپ) dürlü nesne orucı (254a/5); dilerse śunar cānları alur günde beş (ِْشَب) kez (51a/8), biş

(ِْش پ) yüz yıllıḳ yoldur (152a/7)

b) Bugün e ile yazılıp da metinde i ile yazılan kelimeler: Bu tarz kelime sayısı oldukça

fazladır. Birkaç örnekle yetineceğiz.

Dir- “der-, toplamak”sadece i ile yazılmıştır: Ĥarīṣ olur dirüp (ِْبُر د) cem‘ itmek ardınca olur

(5a/3)

Bizen- “bezenmek, süslenmek” sadece bir defa geçmektedir. Diğer kullanımlarda bezen-

şeklindedir: Alaca bulaca geyerler bizenürler (ِْرَلْروُنَز ب) daḫı ṣoḳaḳlara girüp (279a/10)

Gice “ gece” metinde hem e’li hem de i’li şekilleriyle geçmektedir: Bir gice (هَج ك) bir ṣāliḥ

dostın evine da‘vet eyledi (283a/5), tevbe ḳıla ve śabāĥ geceye (هَي هَجَك) irmeźin diyü (79a/9)

Girü “geri; tekrar, sonra” sadece i ile yazılmıştır: Her bir nefes ki çıḳar girü (وُر ك) dönüp gelmez

(49a/10)

Vir- “ver-“ sadece vir- şeklindedir: Yaẕ u ḳış yemiş vire (هَري و) hīç eksilmeye (86b/10)

c) Bugün i sesiyle olan fakat metinde e sesiyle gösterilen kelimeler metinde çok fazla

karşımıza çıkmamaktadır.

Gey- “giy-“ metinde sadece bir defa giy- şeklinde kullanılmış, bunun dışında hep gey- şekli

tercih edilmiştir: Acıḳmayacaḳca yiyecek üşümeyecekce giyecek (ِْكَجَي ك) ḳanā‘at (123a/5), yarın ne

yeyeyim ne geyeyim (ِْم يَيَك) diyü ġuṣṣalana (9b/11)

Eyü “iyi” kelimesi metinde e ile yazılmıştır: Pes yārenler görüŋ tevāżu‘ meskenet ne eyü (وُيَا)

ṣıffatdur… (268b/10)

2.4.2. ç, ŋ ve p meselesi: Ünlülerin yazılışında olduğu gibi ünsüzlerin yazılışında da eski

Uygur imla geleneği ile Arap-Fars imla geleneği yan yana devam etmektedir. Arap alfabesinde

Türkçenin p, ç, g, ŋ, ünsüzlerini karşılayan özel işaretler bulunmadığından p (ب), ç (ج), g (گ) ve

Kapalı e konusunda geniş bilgi için bk: Orhan YAVUZ, Türkçe’de Kapalı E, S.Ü. Fen – Ede. Fak. Edebiyat Dergisi

1991, S. 6, s. 271-305.

Bu kelimede kapalı e özelliğinin yanında bir hareke hatasından da bahsedebiliriz. Çünkü kelime eyitmeŋüz şeklinde

harekelenmiştir.

ŋ (ڭ) işaretleri ile karşılanmışlardır. Bununla birlikte ç’yi karşılamak için (چ), p’yi karşılamak

için (پ) harflerini,  ŋ’yi karşılamak için ise bazen ŋ (كن) harf kombinasyonu kullanılmıştır.

(Özkan 1995: 88). Bu harfleri tek tek ele alacak olursak;

a) Ç harfi metinde hem cim harfi ile hem de çim harfi ile yazılmıştır. Bu şeklin Türkçe

kelimeler için zaten herhangi bir standardı yoktur.  Fakat yabancı kelimelerde dahi c ile

yazılması gereken bazı kelimelerin ç’li yazıldığı görülmektedir. Biz metni kurarken metinde

nasıl yazıldığını çok da dikkate almadan c okunması gereken yerde c, ç okunması gereken

yerde ç okuduk:

aç  ِْچَاِ،ِْجَا

aġaç  ِْچَاغَاِ،ْجَغآِ،ْجَغَاِ،ْجَاغَا

cevher ِْرَهْوَچِ،ْرَهْوَج

cevmerd ِْدْرَمْوَچِ،ْدْرَمْوَج

b) Standart Arap harfli metinlerde p harfi yazılmaz, çoğunlukla p olması gereken yerlerde

bile b harfi tercih edilir. Biz okuma yaparken p okunması gereken yerlerde p, b okunması

gereken yerlerde de b okuruz. Üzerinde çalıştığımız metinde ise bu karışıklık devam etmekle

birlikte, b olması gereken birçok yerde kelimelerin p ile yazıldığı görülmektedir. Türkçe

kelimelerin yanında yabancı kelimelerde dahi bu p’leşme göze çarpmaktadır. Biz yine okurken

geleneksel okuma usullerine sadık kalarak p gereken yerde p, b gereken yerde b okuduk.

Ancak bu özelliği burada ifade etmeyi de gerekli gördük:

babacuḳ

ُِجاَپاَپِ،ْقوُچَاٰپَاٰپِ،ْقوُچاَپاَپِ،ْقوُجاَباَبِ،ْقُجاَباَبِْقو

ḳabūl ِْلوُپَقِ،ْلوُبَق

tevbe هَپْوَتِ،هَبْوَت

pādişāh ِْهاَش ذاَبِ،ْهاَش داَبِ،ْهاَش داَپ

c) Metinde damak n’si ise bir kaç yerde eski imlaya uygun olarak ŋ (كن) ile karşılanmaktadır.

Bunun dışında ise (ڭ ve ك) harfleri kullanılmıştır:

senüŋ كْنوُنَس

Taŋrı ي رْكنَت

2.4.3. Kelimelerin imlası

Arapça ve Farsça kelimelerin yazımında çok fazla hata gözümüze çarpmaktadır. Yabancı

kelimeler birden fazla imla ile yazılmıştır. Hatta hata olarak değerlendiremeyeceğimiz bazı ağız

özelliklerinin de doğrudan yazıya yansıdığı görülmektedir:

āzād ِْدَاذَاِ،ْدآَزَاِ>ِْدَازَا

hātif اَهِ،ْفَتَاحِ،ْف تاَهِ>ِْف تاَهِْفَت

ṣıfat ِْت ف صِ،ْتَّف صِ،ْتَف صِ>ِْتَف ص

teḳarrüb ِْبُّرَقُتِ،ْبِّ رَقُتِ،ْب رَقُتِ>ِْبُّرَقَت

Yabancı kelimelerdeki imla kargaşası Türkçe kelimelerin yazımında da kendini

göstermektedir. Bir kelime bazen beş farklı imla ile yazılabilmektedir:

adlu اُولْدَاِ،ُِولْدَا

avuç ِْچُوَٰاِ،ْجُوَاِ،ْجوُوآِ،ْجُوآِ،ْچوُوآ

azuḳ  ِْقُذٰاِ،ْقوُزآِ،ْقوُزَاِ،ْقُزآِ،ْقُزَا 

Bunların dışında farklı bir imla ile yazılan kelimelerden dikkat çekenler şunlardır:

Al- fiili bir yerde –muhtemel bir imla hatası olmakla birlikte- ayın harfi ile yazılmıştır: Hep

evde kim varısa ḳovdılar yaluŋuz beni ‘alıḳodılar (ِْرَلي دوُقِي لَع) (23a/5)

Dert kelimesi Türkçe imlaya uygun olarak t ile yazılmıştır: Anlar daḫı bu dertde (َِهِّدتْرَد)

olmadılar (27b/8)

Ve bağlacı Farsça bir kelime grubunun arasında vav ve elif ile de yazılmıştır: Ḥaḳ te‘ālā celle

ve ‘alā eydür bedrüstī ve (اَو) rāstī (164a/9)

Dosdoğru kelimesinde ağzın imlaya yansımasıyla kelime dostṭoġrı şeklinde yazılmıştır. Bir

bakıma konuşurken vurguyu artırmak için baskılı söylenen ses, yazıda da çift gösterilmiştir:

Belki dostṭoġrı )ي رْغُطتْسوُد) geçe gide (223b/2)

2.4.4. Ek uyumsuzluğu: Ek uyumsuzluğu hem düzlük-yuvarlaklık hem de önlük-artlık

bakımından ele alınan bir konudur.  Düzlük-yuvarlaklık uyumu Eski Anadolu Türkçesinin

genelinde olduğu gibi metinde de yoktur. Bazı uyuma girmiş örneklere rastlansa da bunların

müstensih tercihi olabileceği göz önüne alınmalıdır. Önlük-artlık uyumu ise düzlük-yuvarlaklık

uyumuna göre çok daha sağlamdır. Bu konuda Özkan “Kalınlık-incelik uyumu Eski Anadolu

Türkçesinde oldukça kuvvetlidir. Bugün uyuma aykırı olan -ki aitlik eki ile imlada bitişik

yazılan ile, içün edatları, i- yardımcı fiilinin geçmiş zaman isim fiili i-dük, hikâye ve rivayet

şekilleri kalın sıradan kelimelerde de uyuma girmiştir” demektedir (1995: 93). Metnimizde de

Özkan’ın bu söylediğini destekleyen örnekler vardır. Ancak burada değinmek istediğimiz

uyum dışı olan örneklerdir. Metinde tespit edilen uyum dışı örnekler şunlardır: Ṣaḥrā içinde

küçük ḳalḳançük (ِْكوُچْناَقْلَق) gibidür dimiş (151b/1); bu yir bu sa‘īr adlu ṭamuda olmaz-idük (ِْكُد زاَمْلوُا)

‘aẕāblara (163b/1), ve daḫı ḥayāt-ı dünyānuŋ birḳaç günlıḳ (ِْق لْنوُك) beḳāsı yoḳ…(165b/5), pes siz daḫı key

ṣaḳınuŋ virduġŋuz (ِْزُكْغُدْر و) ṣadaḳada (216a/11), pes münādiler nidā ḳıla ol köşklerindeġı (ي غَدْن رَلكْشوُك)

ḥūrī ḳızlarına (220a/11), ḳaḳıyup ġażaba geldıġıŋuz (ِْزُك غ دُلَك) vaḳt ḫatunıŋuza uymayasız (282b/11),

ḳaḳıyup ġażaba geldıġıŋuz (ِْزُك غ دُلَك) vaḳt anlara uysaŋuz (283a/2)

2.4.5. Ünsüz İkizleşmesi: Ünsüz ikizleşmesi denince kaynaklar genellikle kök veya

gövdede olan ikizleşmeden bahsetmektedirler. Bunun sebebini de ünlü kısalması, ünsüz

değişmesi, vurgu gibi seslik sebeplere bağlamaktadırlar (Eker 2011: 296, Özkan 1995: 101).

Ancak üzerinde çalıştığımız metinde ünsüz ikizleşmesi eklerde görülmektedir. Sadece bir yerde

(ol- fiili) kelime kökünde görülmektedir. Hece sonuna gelen l, n, ŋ, r, gibi akıcı seslerin

arkalarına bir ünlü veya ünlüyle başlayan bir ek geldiği zaman, bu seslerde ikizleşme meydana

gelmektedir. Yazar ikizleşmeyi bazen harfin üzerine şedde koyarak bazen de doğrudan harfi iki

defa yazarak göstermiştir. Bu özellik daha çok ağızlarda görülen bir özelliktir. İkizleşmenin

olduğu örnekler şu şekildedir: Söyleyenler yüzleri ḳara ollur (ِْرُلْلوُا) (47a/4); pes anı ıṣmarlamazın, illā

annı (ي ِّنَا) girü (91b/11), ḫatunuŋ daḫı bile ıṣmarlasaŋ annı daḫı bile ḳayururduḳ didi (93a/1), Yūsuf’uŋ

‘ışḳı annı (ي ِّنَا) yaḳdı (93a/5), varuŋ annı (ي ِّنَا) baŋa oḳuyu virüŋ, gelsün ben annı (ي ِّنَا) çoḳ severin

(189b/6), eger īmān bitünnise (هَس نْنوُت ب) beġāyet ṣāliḥ ise (60b/7), ṭuzaġıdur bunuŋŋıla ( َِل كْكوُنوُبه) aldar

īmānsuz ḳor (22b/4) kendü nefsine ne ṣanurrısa (هَس يرْرُوناَص) ḳalan mü’minlere daḫı anı ṣana (88b/6)

2.4.6. Yardımcı ses: Türkçede yardımcı sesler bağlayıcı ünlüler ve koruyucu ünsüzler

olarak ele alınmaktadır. Ünsüzle biten bir kelimeye, hece yapısında değişikliğe yol açıyorsa

ünsüzle başlayan bir ek getirilemez. Araya bağlayıcı bir ünlünün girmesi lazımdır. Ancak

metinde özellikle birinci ve ikinci çokluk şahıs iyelik eklerinin -dUK sıfat-fiil ekinden ve +lAr

çokluk ekinden sonra kullanımlarında araya yardımcı sesin girmediği örnekler karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca üçüncü şahıs iyelik eki ile vasıta hâli eki arasında kullanılan ve ile edatının kalıntısı niteliğinde olan y sesi de çoğu zaman kullanılmamaktadır: Ol başladuġmuz (ِْزُمْغوُدَلْشَب) āyetüŋ ba‘żısın daḫı diyelüm…(34a/5); bu aŋduġmuz (ِْزُمْغوُدْكَا) a‘żāları (130a/10), virduġŋuz (ِْزُكْغوُدْر و)

ṣadaḳada mecmū‘ı bu on (216a/11), siz cefāsın çekecek māllarŋuzı (ي زوُكْرَّلْلاَم) baŋa ṣatuŋ alayım

(209b/10), dürlü ‘aṭālarmuzı (ي زُمْرَلاَطَع) görsün dostum (54a/9), ṣoŋunda iplermüz (زُمْرَلْپ ا) ve

‘aṣalarmuz (ِْزُمْرَلاَصَع) hep yirinde bulduḳ (271a/11), iplermüz ‘aṣalarmuz (ِْزُمْرَلاَصَع زُمْرَلْپ ا) (271b/2),

Ĥaḳ te‘ālānuŋ ḳorḫular çekicile (هَلي جي كَج) dāyim vurup (274a/7), İbn-i ‘Abbās gözile (هَلي زوُك) göre inana

(74a/4), cemī‘ ḥabībüŋ ümmetile (هَلي تَمُا) bile diye (90b/1)

2.4.7. Hâl eklerinin birbirleri yerine kullanılışı: İsimlerle fiiller arasında bağlantı kuran hâl

eklerinin, Eski Anadolu Türkçesinde, birbirlerinin yerine kullanıldıkları bilinen bir gerçektir.

Üzerinde çalıştığımız metinde de hâl eklerinin birbiri yerine kullanılmasına dair çok sayıda

örnek vardır. Biz burada birkaç örnek vermekle yetineceğiz:

Yalın hâl > yükleme hâli: Allahu te‘ālāya ḳarşu olduġı aŋa daḫı gözler yaşın döke (99a/7)

Yalın hâl > yönelme hâli: Ta‘avvüẕ eylemedin şeyṭāndan Allah ṣıġınmasa şeyṭān daḫı bile cimā‘

eyler (213a/2)

Yönelme hâli > yükleme hâli: Tā kim biz anlara bilevüz (133b/9)

Bulunma hâli > ayrılma hâli: Zīrā kim uçmaḳda çıḳdıŋuz (260a/5)

Yön gösterme hâli > yönelme hâli: Vardur diyeler, başra ḳaḳalar (162b/5)

2.4.8. Yön gösterme ekleri: Bugün çoktan yapım eki durumunda olan yön ekleri (-rA, –

ArU), üzerinde çalıştığımız metinde yer yer kullanılmaktadır. Yön gösterme eklerinin metinde

kullanımları şunlardır: Evvel gele aġulı ḥarbeyile depere ura (65a/7); vardur diyeler, başra ḳaḳalar

(162b/5), açuḳ ḳalsa yapılmasa ṭaşradan yiller eser (103a/6), namāz ḳıldı elin yuḳaru ḳaldurdı (127a/9),

dördünci ḳat gökden ṭoġar yöni daḫı aŋaru ṭoġar (166b/9), her ḳançaru giderse yanına baġlar (40a/11),

yumaġa ḥāżır ola ilerü yörüye (58b/9), geldi içerü sarāya girdi (126a/4)

2.4.9. Fiil tabanına doğrudan şahıs eklerinin gelmesi: Fiil tabanına doğrudan şahıs eki

gelmesi Türkçenin yapısına aykırı bir durumdur. Özellikle şekil ekinin hiç kullanılmadan fiilin

yüklem hâline gelmesi yazı dilimizde görülen bir şey değildir. Şahıs ekiyle zaman ekinin yer

değiştirerek, şahıs ekinin zaman ekinden önce geldiği durumlar bilhassa lehçelerde, nadiren de

olsa, söz konusu olabilmektedir. “Özbekçe, Uygurca, Kırgızca gibi kimi lehçelerde -ş- işteşlik

ekinin farklı bir gelişme göstererek artık aynı zamanda 3. çokluk şahıs için kullanılabilmesidir.

Türkçenin ekleme sistemindeki temel kurallardan birisi de yapım eklerinin çekim eklerinden

daima önce gelmesidir. -ş- işteşlik eki de bir yapım ekidir. Ancak bu ekin 3. çokluk şahıs için

kullanılması durumunda şahıs unsuru kip ekinden önce gelmektedir. Bu, fiil çekimindeki genel

eğilime aykırıdır. Ayrıca Özbekçede, eski Uygur döneminden beri 2. çokluk şahıs emir-istek

ekini pekiştirmek veya nezaket anlamı katmak için hem +z hem de +lAr çokluk ekinden bazen

de her ikisinden yararlanılır: bilingiz, bilingizlär, bilinglär “biliniz”. Ancak Özbekçenin esasen

Taşkent ağzında ve nadiren de olsa yazı dilinde bu yapıların yanı sıra billäring “biliniz” şekli de

kullanılmaktadır” (Tolkun 2011: 1725). Üzerinde çalıştığımız eserde ise doğrudan şahıs eki fiile

gelmekte ve bunun önüne veya arkasına başka ek gelmemektedir. Bu özellik, konuşma dilinde

ve ağızlarda sıkça karşımıza çıkan hece düşmesi veya hece yutumunun yazıya yansıması olarak

alınabilir. Ancak kesin hüküm vermeden önce, eldeki örneklerin yazım ve hareke yanlışı

olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Metinde tespit edilen örnekler şunlardır: Belki biz diledügmüz ḳadar virüz (<virürüz) (ِْزوُر و). Evet āḫiretden maḥrūm ḳalur naṣīb virmezüz ammā āḫiret

dileyene dāyim ṭā‘atümüzde olana hem dünyā virüz (<virürüz) (

ُِر وِْزو) hem āḫiret virüz (<virürüz)

(ِْزوُر و) (35a/7-8-9). Kendüleri cehenneme ḳoymışlar diler (<diyeler) (ِْرَل د) melūlce melūlce yine

mekānlarına geleler (63a/5).

2.4.10. Şart eki: Bilindiği üzere bu ek (-sA) Eski Anadolu Türkçesinde şart, dilek-istek ve

gereklilik bildirmek için kullanılmıştır. Metinde de buna uygun bir seyir vardır. Ancak sadece

bir yerde -IncA zarf-fiili anlamında kullanılmıştır. Görülen geçmiş zamanın şart çekimi üzerine

soru edatı getirilerek bu anlam verilmiştir: İy devletsüz ve iy sa‘ādetsüz şimdiye degin neylerdüŋ

buġur beni gördüŋse mi uyanduŋ andan girü ol nesneye çāre yoḳdur dir (20b/11)

2.4.11. Gelecek zaman: Metinde gelecek zaman için ağırlıklı olarak -(y)A eki

kullanılmaktadır. -(y)IsAr eki ise diğer bir gelecek zaman eki olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunların yanında az olmakla birlikte -(y)AcAK eki de kullanılmaktadır. Bu üç gelecek zaman

eki Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde mevcut olan standart eklerdir. Burada değinmek

istediğimiz -(y)IsAr ekinden sonra gelen birinci çokluk şahıs ekidir. Gülsevin bu ekten sonra

gelen şahıs ekini -Uz olarak göstermektedir (Gülsevin 1997: 100). Üzerinde çalıştığımız metinde

bu kurala uyulmakla beraber, sadece bir yerde -(y)IsAr ekinden sonra -vUz şahıs eki gelmiştir.

Ergin şahıs eklerini anlatırken -vUz ekinin Eski Anadolu Türkçesi döneminde sadece şart ve

istek çekimlerinde kullanıldığını söylemektedir (Ergin 1997: 285). Bu yüzden de bu ekin burada

kullanılmış olması önemlidir. Bir hareke hatası mı, bireysel bir kullanım mı yoksa az da olsa

böyle ekin bu şekilde bir kullanımı var mı sorusu Eski Anadolu Türkçesi metinlerinin kapsamlı

bir şekilde elden geçirilmesiyle cevap bulacaktır. Metnimizde şu şekilde kullanılmıştır:

Dostumuz uş senden ayrılısarvuz (ِْزُوْرَس ل رْيَا) diyeler (56a/3)

2.4.12. -dUK sıfat-fiil eki: Eski Anadolu Türkçesinde işlek olarak kullanılan bir ektir. Bir

ekin işlek olarak kullanılması o ekin dil içerisinde farklı şekillerde kullanılmasını da ortaya

çıkarır. Burada -dUK sıfat-fiil ekinin metinde geçen kullanımlarını ele alacağız.

-dUK+İyelik: Bu kullanım -dUK sıfat-fiil ekinin en genel kullanım şeklidir. Metnimizde çok

sayıda örneği vardır. Bu ek Eski Anadolu Türkçesi döneminde yuvarlak ünlülüdür, ancak

metnimizde, çok az da olsa, düz ünlülü şekillerine rastlanmaktadır.  Çoğunlukla üçüncü

şahıslarla kullanılsa da metinde birinci ve ikinci şahıslarla da kullanılmıştır. Eke gelen birinci ve

ikinci şahıslar yuvarlak üçüncü şahıs ise düz ünlülü olarak gelmektedir Ancak üçüncü şahıs

iyelikten sonra ekleşme devam ediyorsa yani arkasına ekler getiriliyorsa iyeliğin yuvarlak

ünlülü olarak geldiği de görülmektedir  (diledügünden (ِْنَدْنُكوُدَل د) 243a/1, yitdügünce (هَجْنُكوُدْت ي)

283b/9, durduġun (ِْنُغُدْرُد) 99b/6 vb). Ayrıca bu yapıda birinci ve ikinci şahıs iyelik ekleri geldiği

zaman hece değişiminden dolayı araya girmesi gereken bağlayıcı ünlünün girmediği görülür

(virduġŋuz (ِْزُكْغُدْر و) 216a/11, başladuġmuz (ِْزُمْغوُدَلْشَب) 34a/5, öldügme (هَمْكُدْلوُا) 127b/2)

-dUK+eşitlik eki/-dUK+İyelik+zamir n’si+eşitlik eki: Zarf görevinde kullanılan bu

yapılardan eserde belirli miktarda kullanılmıştır. Birinci yapıda belirli bir ünsüz uyumu göze

çarpmamaktadır. İkinci yapıda da yine düzlük yuvarlaklık uyumu yoktur (geldükçe (هَچْكُدْلَك)

131a/2, durduḳca (هَچْقُدْروُد) 130b/8, aŋduġunca (هَجْنُغوُدْكَا) 99a/6, olduġınça (َِهچْن غودْلوُا) 177a/6, yitdügünce

(هَجْنُكوُدْت ي) 183b/9, geldügince (هَجْن كوُدْلَك) 193a/9).

-dUK+İyelik+zamir n’si+lAyIn: Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde çok sık rastlanılmayan

bu yapı “-dığı zaman, -dığında” anlamları vermektedir. -lAyIn eki isimlerle veya zamirlerle

kullanıldığı zaman “gibi” anlamı verirken (bencileyin 179a/4, evvelkileyin 60b/4, bayaġılayın 271a/5

vb.) burada sıfat fiili zarf görevine getirmektedir. Günümüzde kalınlık-incelik uyumu dışında

kalan bu ek burada uyuma tabidir. (doġduġınlayun (ِْن يَلَْن غُودْغوُد) 43a/4, ḳoduḳlarınlayın (ِْن يَلْن رَلْقُدوُق)

228b/3, çökdügünleyin 224a/5, dilediginleyin (ِْن يَلْن ك دَل د) 2a/8, diledüginleyin (ِْن يَلْن كُودَل د) 2b/1 vb.)

-dUK+iyelik+edat: Bu tarz kullanımda içün edatı ve ile edatı karşımıza çıkmaktadır. Ek,

içün edatıyla çok sayıda kullanılmakta ve sebep bildirmektedir. Sıfat-fiil ekinin ve içün edatının

birleşmesi sonucu, sıfat-fiilin sonundaki  iyelik eki ile edatın başındaki ünlü birleşerek tek ses

halini almaktadır. Yazıda da tek ses olarak gösterilmektedir: Namāzın ḫużūrıla ḳılmadıġıçun

(ِْنوُچ يغ دَمْل ق)  (67a/11) yāḫūẕ ābdestinde ṭahāretinde ṣaḳınmaduġıçun (ِْنوُچي غوُدَمْن قَص) yāḫūẕ namāzda dolı

dolı baḳduġıçun (ِْنوُچي غوُدْقَب) göŋlini ayruḳ yire virdügiçün (ِْنوُچي كُودْر و) dürlü dürlü fikirler, çürük endīşe

itdügiçün (ِْنوُچي كوُدْت ا) (67b/1-2-3-4)

İle edatıyla ise üç defa kullanılmaktadır. Bunlardan birinde vasıta görevi varken ikisinde “-

dığı zaman, -dığında” anlamında zarf görevinde kullanılmıştır: Şol oḳuduġıla (هَلي غوُدُقوُا) ‘amel

iden ‘ālimü rabbānīlerdür (203b/2); Ĥaḳ te‘ālā Mūsānuŋ ‘aṣāsına naẓar idüp َِكْل تِاَمَو didügile (هَلي كوُد د)

cemmādiyet maḳāmından (266a/4), ve Ĥaḳ te‘ālā Mūsānuŋ eline bir kez naẓar idüp ىَسوُمِاَيَِك ني مَي ب

didügile (هَلي كوُد د) cismi kişilik maḳāmından (271b/8).

İ- fiili+-dUK6: -dUk sıfat fiili bazı kaynaklarda i- fiilinin sıfat fiili olarak da geçer. Bu

özelliğiyle metnimizde çok az sayıda kullanımı vardır. İ- fiili bazen müstakil olarak yazılmış

bazen ise önündeki kelimeyle birleşerek y sesine dönüşmüştür. İ- fiili doğrudan “olmak”

anlamında da kullanılmaktadır: Yā şeyḫ niçün öyle dirsin dost bileydügin (ِْن كوُدْيَل ب) bilmez misin

(234a/2); işitdüŋüz ḥāl neydügin (ِْن كوُدْيَن) bildüŋüz (46b/5), ḥikāyet neyidügin (ِْن كوُد يَن) bildi (267a/2),

tevāżu‘ ulusı secideyidügin ( ِ كوُد يِْن هَدْجَس) bilüp vardılar (271b/4), Resūl ḥażreti ıduġın (ِْن غوُدي ا) bildüm dir

(146a/3)

2.4.13. Farklı kullanımlar: Bu başlıkta yazı dilinde olmayan veya çok az kullanılan fakat

metinde tespit ettiğimiz farklı yapıları ele alacağız. Öncelikle ince sıradan gelen sıfat-fiilin

sonundaki K sesi arkasına bir ünlü aldığı zaman söyleyişte ötümlü G olarak telaffuz edilir.

Oluşum noktası ise art-damaktır. Bu ek arkasına damak n’si ile başlayan ikinci çokluk şahıs

iyelik ekini -(X)ŋUz- aldığı zaman iki art-damak sesinin aynı anda çıkması gerekir ki bu dili

oldukça yorar. En az emek yasası gereği, konuşma dilinde bu yapı biraz değiştirilir. Sıfat-fiilin

sonundaki ünsüz düşürülür, sıfat fiilin ünlüsü ile iyelik ekinin yardımcı ünlüsü birleştirilerek

ikincil bir uzunluk elde edilir. Böylelikle bir uzun ünlü yanına bir ünsüz getirilerek iki art-

damak ünsüzünün meydana getirdiği zorluk ortadan kaldırılır. -dügüŋüz > dü:ŋüz şekline

döner. Metindeki örnekler aşağıdadır.

didügüŋüz > didü:ŋüz(281b/1): ِ) ْزُكُد د) muṣībet didüŋüz bu mıdur

gördügüŋüze > gördü:ŋüze(13a/3):ِ)هَزوُكُدْروُك) gördüŋüze ḫulḳ eyleŋ

getdügüŋüze > getdü:ŋüze(45b/3)

ِ

:ِ)هَزوُكوُّدْتَك) hep size girü getdüŋüzedür

İkinci farklı kullanım ise “göre dururduġın” ibaresinde karşımıza çıkmaktadır. Yardımcı fiil

olarak kullanılan dur- fiilinin geniş zaman sıfat-fiil ekiyle çekimlenmesi ve bu çekimin tekrar –

dUK sıfat-fiil ekiyle ikinci kez çekime girmesi söz konusudur. Bu pek de alışık olunan bir yapı

değildir. Anlam olarak “daima görür olduğunu” şeklinde aktarabileceğimiz bu yapıda i- fiili

düşerek –dUK sıfat-fiil eki doğrudan çekime girmiştir. Üstelik kalıcı bir isim üzerine değil de

geçici bir sıfat fiil üzerine gelmiştir. Bu alışılmadık kullanım metinimizde şu şekilde

geçmektedir: Ḥaḳ te‘ālā anı göre dururduġın (ِْن غُودْرُروُد) bilse öyle gerekdür (195a/3)

Bu konuda geniş bilgi için bk: Rıdvan ÖZTÜRK, Eski Osmanlıcada ve Türkmencede “İdük” Yapısı, ilmi

Araştırmalar S. 16, İstanbul 2003

3. SONUÇ

Gülşen-i Hayat 15. yüzyılın ilk yarısında kaleme alınmış mensur bir mevize kitabıdır. İki

nüshasını tespit ettiğimiz eser sondan eksiktir. Üzerinde çalıştığımız nüsha 285 varak olup her

sayfasında 11 satır vardır. İkinci nüsha ise baştan 19 sayfa olup her sayfasında 13 satır vardır ve

neredeyse ikinci bir nüsha olarak ele alınamayacak kadar eksiktir.. Her ikisi de nesih hatla

harekeli olarak kaleme alınmıştır Nüshalar en az yüz yıl sonra çoğaltılmış istinsah eserler olarak

durmaktadırlar.

Eserin Âşık Yunus’un olma ihtimali oldukça yüksektir. İleride başka bir çalışmada Âşık

Yunus’a ait olduğu kesin olan şiirlerle elimizdeki eserin üslup, muhteva ve söz varlığı

yönünden karşılaştırılması daha net bilgiler verecektir. 

Eser imlası bakımından Eski Anadolu Türkçesinin en önemli mensur eserlerindendir.

Konuşma diline yakın ifadeleri ve söz varlığıyla, imlası ve diliyle döneminin özelliklerini

yansıtmaktadır. Gülşen-i Hayat, kendine has ifade kalıplarıyla da Türk dili çalışmaları için

önemli bir kaynak eser konumundadır. Yukarıda kısmen değindiğimiz özelliklerin yanı sıra

birçok özellik de makale sınırlarını aşacağı için belirtilmemiştir. Atasözleri (ṭopuġuŋ

çamurlarından bellüsin ḥammāmdan geldügüŋ 263a3); ikilemeler (her kimüŋ ki göŋli ḳatı olsa

aġlayumasa evet aġlamsu aġlamsu olsun 44a/1), enklitik yapılar (ölüle ḳardaşuŋ etin yidüŋ,

yigrenmedüŋ 117a/2, vefāsı yoḳ saġışlaca nefsiŋüz ol sizden ṣoŋra 209b/9), ağız özelliklerini gösterir

ses değişiklikleri (öŋüne ḥunca gele iki aşaġa mertebelü kişiye yetmiş 222a/9), Tarama Sözlüğü’nde

tanıklanmayan kelimeler (Nāgāh melekü’l-mevt  bir gün gele evüŋüz bir örgünlük ola hįç ancılayın

örgünlük kimse görmiş olmaya 68b/6) gibi pek çok meseleye bu çalışmada değinilmemiştir.

Bundan dolayı Gülşen-i Hayat, Eski Anadolu Türkçesinin ilk dönemlerinde yazılmış en önemli

mensur eserler arasında sayılmalıdır.

KAYNAKÇA

ARAT. R. Rahmeti (1987), Anadolu Yazı Dilinin Tarihi İnkişafına Dair, Makaleler, Ankara: TKAE

Yayınları.

Bursalı Mehmed Tahir (1916), Osmanlı Müellifleri, C. 3, İstanbul: Matbaa-yı Amire.

ÇAĞBAYIR, Yaşar (2007), Ötüken Türkçe Sözlük, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

ÇANGA, Mehmet (2004), Kur’an-ı Kerim Lügati, İstanbul: Timaş Yay.

DEVELLİOĞLU, Ferit (1998), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (15. Basım), Ankara: Aydın

Kitabevi Yayınları.

DİLÇİN, Cem (1983), Yeni Tarama Sözlüğü, Ankara: TDK Yayınları.

EKER, Süer (2011), Çağdaş Türk Dili, İstanbul: Grafiker Yayınları.

ERCİLASUN Ahmet Bican (2009), Türk Dili Tarihi, Ankara: Akçağ Yayınları.

ERGİN, Muharrem (1997), Türk Dil Bilgisi, İstanbul: Bayrak Yayınları.

GÜLSEVİN, Gürer-Erdoğan BOZ (2004), Eski Anadolu Türkçesi, Ankara: Gazi Kitabevi

GÜLSEVİN, Gürer (1997), Eski Anadolu Türkçesinde Ekler, Ankara: TDK Yayınları.

KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara: TDK Yay.

KORKMAZ, Zeynep (2013). Türkiye Türkçesinin Temeli Oğuz Türkçesinin Gelişimi, Ankara: Türk Dil

Kurumu Yayınları.

ÖLKER, Gökhan (2015-Haziran), “Tarihi Belli Olmayan Eski Anadolu Türkçesi Metinlerinin

Tarihlendirilmesinde Yeni Bir Kıstas: “Et-/İt-” Ve “Kıl-” Fiillerinin Kullanım Sıklığı”, TEKE

Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 4/2 2015 s. 546-563

Muslihiddin Mustafa Şemseddin Ahterî (1310), Ahterî-i Kebîr, İstanbul: Matbaa-yı Âmire.

ÖLKER, Gökhan (2015), Gülşen-i Hayat, Konya: Palet Yayınları

ÖZTÜRK, Rıdvan (2003) Eski Osmanlıcada Ve Türkmencede “İdük” Yapısı, ilmi Araştırmalar: Dil,

Edebiyat, Tarih İncelemeleri, S. 16, s.77-85, İstanbul.

ÖZKAN, Mustafa (1995), Türk Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, İstanbul: Filiz

Kitabevi

PARLATIR, İsmail (2006), Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Ankara: Yargı Yayınevi.

REDHOUSE, Sir James (2001), A Turkish And English Lexıcon, İstanbul: Çağrı Yayınları.

SARI, Mevlût (1980), El-Mevarid, Arapça-Türkçe Lûgat, İstanbul: İpek Yayınları.

By Admin

Related Post

Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.