Sal. Oca 27th, 2026

Divan şiiri, sembollerle örülü derin bir anlam evrenine sahiptir. Bu evrende “sefer” kavramı, yalnızca fiziksel bir yolculuğu değil, aynı zamanda âşığın iç dünyasındaki manevi hareketliliği, aşkın doğurduğu arayış ve vuslat özlemini ifade eder. Bu makalede, sefer temasının hem tasavvufî hem de edebî boyutları ele alınmakta; Ahmed Paşa’nın ‘Sefer’ redifli gazeli merkezinde diğer şairlerin yaklaşımlarıyla birlikte incelenmektedir. Çalışmada, sefer kavramının aşk, sabır, ayrılık, vuslat ve ölüm gibi temel temalarla ilişkisi yorumlanmakta ve kavramın klasik Türk şiirindeki çok katmanlı yapısı ortaya konulmaktadır.

Giriş

Klasik Türk şiirinde her kavram, derin sembolik çağrışımlar taşır. Şair, kelimeleri yalnızca anlamlarıyla değil, onların ima ettikleri kültürel, dinî ve estetik değerlerle birlikte kullanır. Bu bağlamda ‘sefer’ kelimesi, sözlükteki temel anlamı olan yolculuk, hareket veya gidişten öte, hem zahirî hem de batınî bir süreci ifade eder. Özellikle tasavvuf düşüncesinin etkisiyle, sefer insanın Hakk’a doğru yönelişini, benlikten sıyrılışını ve manevî yükselişini sembolize eder. Ahmed Paşa’dan Fuzûlî’ye, Nedim’den Şeyhî’ye kadar pek çok divan şairi, sefer temasını aşkın dönüştürücü gücüyle ilişkilendirmiştir.

Sefer Kavramının Anlam Alanı

Sefer kelimesi Arapça kökenli olup, ‘yolculuk etmek’, ‘gaza veya savaşa gitmek’, ‘bir yerden başka bir yere gitmek’ anlamlarına gelir. Osmanlı Türkçesinde ise bu kelime, hem dünyevî hem de manevî anlam katmanlarına sahip olmuştur. Tasavvuf literatüründe sefer, nefsin arınma sürecini, müridin mürşide yönelişini ve Hakikat’e ulaşma gayretini temsil eder. Nakşibendî geleneğinde ‘sefer der vatan’ ilkesi, dışsal yolculuktan çok içsel bir arınmayı vurgular. Divan şiirinde ise bu kelime, sevgiliden ayrılışın doğurduğu acıyı unutmak veya vuslat arayışına çıkmak anlamında kullanılmıştır.

Divan Şiirinde Seferin Tasavvufî Yorumu

Tasavvufî düşüncede sefer, insanın varoluş gayesini gerçekleştirme sürecidir. Dört aşamalı seyr-i sülûk, nefisten Hakk’a yönelişin seyahat metaforuyla anlatılmasıdır. Sefer-i evvel, nefsin perdelerinden sıyrılma; sefer-i sânî, hakikate yaklaşma; sefer-i sâlis, insanın zıtlıklardan kurtulması; sefer-i râbi ise Hak’tan halka geri dönüşü simgeler. Bu manevî sefer, Divan şiirinde âşığın sevgilisine yönelişiyle özdeşleşir. Aşk, bu yolculuğun hem sebebi hem de gayesidir. Ahmed Paşa’nın, ‘Âşık ya sabreder ya sefere çıkar’ anlamındaki beyti, bu anlayışın en veciz ifadelerinden biridir.

Şairlerde Sefer Temasının Kullanımı

Ahmed Paşa’nın ‘Sefer’ redifli gazeli, bu temanın klasik şiirdeki yerini belirlemede önemli bir örnektir. Şair, aşk belasından kurtulmak için sefere çıkan âşığın ruh hâlini işler. Nev’î, sabırsız gönlün çaresizliğini; Fuzûlî, seferi tahammülsüzlükle; Nedim ise hayret ve hayranlıkla ilişkilendirir. Sefer bazen sevgilinin kûyuna, bazen de gönlün iç dünyasına yapılan bir yolculuktur. Fuzûlî’nin ‘Ey Fuzûlî, âhiret mülküne lâzımdır sefer’ dizesi, seferi ölüm metaforuyla birleştirir. Böylece sefer, hem varoluşun hem de yok oluşun şiirsel karşılığı hâline gelir.

Bulgular ve Tartışma: Divan Şiirinde Seferin Sebepleri ve Algılanışı

Divan şiirinde “sefer” genellikle yolculuk, ziyaret (hac, mürşit), birini veya bir şeyi arama ve ölüm gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Ancak en çok işlenen konu, aşıkın aşk belasıyla sefere çıkmasıdır.

Klasik şiirde sefere çıkmanın başlıca sebepleri şunlardır:

  • Aşk Gamının Artması: Aşığın sermayesi aşk gamı olduğundan, tüccarın seferle malını artırması gibi, seferin aşk gamını artıracağı düşüncesi vardır.
  • Aşk Belasından Kurtulma/Tahammül: Aşka tutulanlara bu beladan kurtulmak için ya sabır ya da sefer tavsiye edilir. Eğer gönül sabredemez ve sevgilide insaf yoksa çaresiz sefer kaçınılmaz olur.
  • Hastanın Şifa Araması: Sefer, derd-i aşka şifa aramak için bir vesile olabilir; hasta şifa bulma umuduyla sefere çıkar.
  • Sevgiliye Yakın Olma Arzusu: Sevgiliye (maşuka) yakın olmak için sefere çıkma isteği, bazen yaratılış gereği Güneş’in etrafında dönen Ay’ın, sevgiliye yakın olmak için “on iki aydır sefer çekmesi” gibi hüsn-i ta’lillerle anlatılır.
  • Gönül ve Canın İsteklerini İletme: Gönlün (aşıkın) hasret acısını ve her halini sevgiliye (dildâr) arz etmek için yâre (sevgiliye) doğru sefer etmesi.
  • Ferağat Yokluğu: Sabrın kalmadığı yerde, ikamet yerine sefer daha iyi (yeğ) görülür.
  • Ağyârı Yâr ile Görmemeye Tahammülsüzlük: Aşığın, gurbette kalma sebebini, sevgiliyi rakiplerle (ağyâr) bir arada görmeye tahammül edememesine bağlaması.
  • Sevgilinin Mekanına Gitme Arzusu (Ka’be Kapısı): Sevgilinin kapısı (ser-i kûy) Ka’be olarak telakki edilir; burayı terk etmek mümkün değildir, zira burası ne kadar zulüm yeri olsa da aşıka vatandır.
  • Ayrılık Hasretine Dayanamamak: Aşık zayıf veya hasta olsa dahi, ayrılık (hecr) hasretine dayanamadığı için sefer kaçınılmazdır.

Aşk Yolunda Sefer ve Ölüm

Aşk yoluna girildiğinde mesafe (uzak-yakın) gözetilmeksizin, gerekirse baş ayak edilerek yola devam edilir. Aşk yolunda merhale kaydetmek maksat ise sefer hazırlığı başlamalıdır.

Divanlarda seferle ilgili önemli bir husus da ölümdür. Maşuk uğruna olunca soğuk bir kavram olan ölüm bile “leziz” (tatlı) hale gelir. Can sevgili olarak tasavvur edildiğinde, onun ayrılığı ölümle eşdeğerdir; o giderse aşık cansız ve gönülsüz kalır. Fuzûlî, ahiret mülküne seferin kaçınılmaz olduğunu, bu yüzden takvadan gafil olmamak gerektiğini öğütler. Sevda uğruna çıkılan seferden, sonunda ölüm olsa bile geri dönülmez

Sonuç

Divan şiirinde sefer kavramı, yüzeyde bir yolculuğu, derin yapıda ise insanın içsel dönüşümünü anlatır. Aşka düşen âşık, tıpkı sûfî gibi bir yolculuğa çıkar; bu yolculukta sabır, ayrılık, acı, vuslat ve ölüm temaları birbirine eklemlenir. Sefer, hem dünyevî hem de uhrevî bir hareketi simgeler. Ahmed Paşa’nın sefer redifli gazeli, bu sembolizmin merkezinde yer alırken, Nev’î, Fuzûlî, Nedim ve diğer şairlerin beyitleri, bu kavramın çok katmanlı ve bütüncül anlamını güçlendirmiştir. Sonuç olarak sefer, divan şiirinde insanın aşk yoluyla hakikate yönelişinin edebî bir temsili olarak karşımıza çıkar.

Kaynakça

Ahmet Paşa Divanı, Haz. Ali Nihad Tarlan, Ankara, 1992.
Fuzûlî Divanı, Haz. Ali Nihad Tarlan, Ankara, 1992.
Nev’î Divanı, Haz. Mertol Tulum – Ali Tanyeri, İstanbul, 1977.
Nedim Divanı, Haz. Muhsin Macit, Ankara, 1997.
Şeyhî Divanı, Haz. Mustafa İsen – Cemal Kurnaz, Ankara, 1990.
İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara, 1989.
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1991.

By Admin

Related Post

Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.