Divan şairleri, şiirlerinde çeşitli meslek dallarından ve bunların terminolojilerinden yararlanmışlardır. Bu mesleklerden biri de kasaplıktır. Bu çalışma, divan şiirinde kasaplıkla ilgili atıfları ve kullanılan terminolojiyi incelemektedir. Genellikle kasaplığın kan dökme, yaralama, kesme ve acımasızlık ile olan ilişkisi nedeniyle, bu meslek, şairler tarafından sıklıkla âşıklara sürekli eziyet eden sevgili için bir benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. Kasaplık mesleği ve terimleri, klasik Türk şiirinin âşık-maşuk ilişkisinde, sevgilinin acımasızlığını anlatmada bir araç olarak öne çıkmaktadır.
1. Giriş
Edebiyat, sosyal hayattan ve çevreden çeşitli malzemeler alarak şekillenen bir sanat dalıdır. Sanatın toplumdan soyutlanması mümkün değildir ve şairler de içinde yaşadıkları devrin hayat şekillerini yansıtırlar. Divan şiiri geleneğinde de sosyal hayatla iç içe olma durumu kendini bariz bir şekilde hissettirir. Şairler, yaşadıkları toplumun sosyal hayatıyla ilgili unsurları bilinçli bir şekilde şiirlerinde kullanmışlardır.
Şairlere ilham kaynağı olan sosyal hayata ait unsurlar arasında çeşitli meslek dalları ve bunlarla ilgili terimler önemli bir yer tutar. Kasaplık, hamamcılık, berberlik, sarraflık ve terzilik gibi meslekler bunlardan bazılarıdır. Divan şairlerinin ilgi duyduğu ve şiirlerine renk katan mesleklerden biri de kasaplıktır.
2. Divan Şiirinde Kasaplık Terminolojisi
Kasaplıkla ilgili divan şairlerinde çeşitli çağrışımlar oluşturan başlıca kelimeler ve bunların kullanım amaçları şunlardır:
2.1. Kasap
“Kasap”, eti yenecek hayvanları kesen veya satan kimsedir. Divan şiirinde ise bu kelime daha çok kan dökücü, hunhar anlamında, sevgilinin âşıkları karşısındaki acımasızlığını belirtmek için kullanılır.
- Klasik Türk şiirinde sevgili, âşıklara karşılık vermemekle kalmaz, aynı zamanda onlara sürekli eza ve cefa eder. Bu eziyetler, âşıkları yaralayıp kanlarını dökmeye kadar gidebilir.
- Bu acımasız uygulamaları ve kan dökmelerinden dolayı sevgililer, mesleği hayvan kesmek olan kasaplara benzetilir.
- Sevgili kasaba benzetildiğinde, onun gözleri, kirpikleri, kaşları ve gamzesi de âşıklara eziyet edip kan dökmekte başrolü oynar. Örneğin:
- Mezâkî, sevgilisinin büyüleyici gözleriyle âşığın canını almaya niyetlendiğinde, elinde aniden kasap hançerinin peyda olacağını söyler.
- Ravzî, kasaba benzeyen sevgili âşıkların kanını döktüğünde, kendi canının da ona kurban olmak için hazır olduğunu belirtir.
- Fuzûlî, kasapların kurbanlarına dönüp bakmalarının bile merhamet olduğunu düşünerek, adam öldüren yan bakışıyla kendisine bakmasını ister.
- Muhyî, sevgilinin acımasız iki gözünü birer kasap ve cellada benzeterek onlardan merhamet umulmamasını ister.
2.2. Satır
Satır, kasaplar tarafından et kesmek ve kemik parçalamak için kullanılan ağır, enli ve keskin büyük bıçaktır.
- Sevgililer acımasızlıkları ve kan dökücülükleriyle kasaba benzetilirken, onların âşıkları yaralayıp kanlarını dökmede kullandıkları en büyük eziyet vasıtaları olan bakışları da kasapların kullandığı keskin satırlara benzetilir.
- Mesîhî, sevgilinin âşığı ümitlendirmesine aldanmamak gerektiğini; çünkü onun, koyunu besleyip sonra kesen kasaplar gibi âşığını satırla kesmek için sabırsızlanacağını ifade eder.
- Câzim, sevgilisini âşıkların ciğerlerini yaralayan kaza kasabına benzetirken, yan bakışlarını da yaralayıcılığı ve keskinliği bakımından satıra benzetir.
2.3. Çengel
Çengel, kasapların kestikleri hayvanların parçalanmış etlerini asmak için kullandıkları ucu eğri ve sivri demir alettir.
- Şairler, genellikle sevgilinin ucu kıvrım kıvrım olan saçlarını veya kirpiklerini şekil itibarıyla çengele benzetirler.
- Nasıl ki kasap kestiği hayvanın etlerini çengele asarsa, sevgililer tarafından boğazlanan âşıklar da yine sevgili tarafından bu saç ve kirpik çengeline asılır.
- Zâtî’nin beytinde, sevgili bir kasap gibi âşığın gönlünü gözleriyle parçalayıp saçının çengeline asmayı planlar.
- Osman-zâde Tâib, sevgilinin âşıkların gönüllerini kasap çengeline benzeyen kirpiklerine asıp, bunlardan damla damla akan kanları yine âşıklara sunduğunu belirtir.
2.4. Kanara
Aslı Arapça “kınnâre” olan Kanara, hayvan satılan ve kesilen yer (mezbaha) veya üç çatallı kasap çengeli anlamında kullanılır.
- Ahmet Paşa, gözleri kasaba benzeyen sevgilisinden kanaraya benzeyen kirpiklerine bir kasap gibi gönül parçalarını asmasını ister.
- Muhyî ise “sevgilinin bir kasap gibi âşıklarını her gün kurban ederek dükkânını bir kanaraya dönüştürdüğünü” söyleyerek kanara kelimesini mezbaha anlamında kullanmıştır.
2.5. Bismil-geh (Kurban Kesim Yeri)
Hayvanların kesildiği yer, günümüzdeki mezbaha olarak adlandırılır. Divan şairleri için ise burası, âşıkların sevgililer tarafından kesildiği bir yer olarak tasavvur edilmiştir.
- Mezâkî, âşıkların bismil-gehini temaşa ettiğinde, orada kana bulaşmayan hiçbir nesne göremez.
- Eğridirli Şeyhî, kurban kesim yerinde gönül koyununun; sevgilinin yan bakışının kasabına kurban olmaktan kurtulmasının mümkün olmadığını dile getirir.
3. Kasaplıkla İlgili Âdet ve Uygulamaların Yansımaları
Divan şairleri, kasaplık mesleğiyle ilgili halk arasında yaşayan çeşitli âdet ve uygulamaları da şiirlerinde kullanmışlardır:
- Bıçakların Keskinleştirilmesi: Kurbanın daha az acı çekmesi ve daha kolay kesilmesi için bıçakların keskinleştirilmesi bir uygulamadır. Sâbit, kasapların kurbanlara en büyük merhametinin kan dökücü hançerinin ağzını keskinleştirmek olduğunu söyler.
- Hayvanın Yüzüne Basılması: Kasaplar, hayvanın kesim esnasında hareket etmesini önlemek için ayaklarıyla hayvanların yüzüne basarlar. Bâkî, sevgilinin kasap gibi ayağıyla yüzünün üstüne basıp başını kesmesine razı olduğunu söyleyerek bu âdete işaret eder.
- Hayvanın Gözlerinin Bağlanması: Kesilecek hayvanın bir önceki kesilen hayvanı görmemesi için boğazlanmadan önce gözlerinin bağlanması yaygın âdetlerdendir. Pertev, kurbanın boğazlanmadan önce gözlerinin bağlanmasını, kurban bayramında akıtılacak olan kana bedel olduğunu düşünür.
- Bıçağa Bulaşan Kanın Hayvanın Üzerine Silinmesi: Hayvan boğazlandıktan sonra bıçağa bulaşan kanın, yine kesilen hayvanın üzerinde silinmesi hâlâ yaşayan âdetlerdendir. Hamdî’nin beytinde, kasap gamzeli sevgili âşıklarını öyle bir boğazlar ki sonunda bıçağının kanını yine onun üzerinden siler.
- Kurban Kanının Alna Sürülmesi: Kaza ve belalardan korunmak amacıyla özellikle çocukların alnına kesilen hayvanların kanından sürmek, günümüzde de canlılığını koruyan en yaygın âdetlerden biridir.
- Fehîm, kurban kanının çocukların alnına sürülmesi âdetine işaret ederek, fitne sevgilinin gözünün kurban yerinde kurban olunca; felek çocuğunun da alnına süs olarak şafağın kanını sürdüğünü söyler.
- Ahmet Paşa, sevgilisine seslenerek kötü kişilerin nazarından korunması için alnına, yay kaşına kurban olan âşıkların kanından sürmesini ister.
1. “Kasap” Kelimesinin Şairlerdeki Kullanımı ve Beyit Örnekleri
Divan şiirinde “Kasap” kelimesi, eti yenecek hayvanları kesen kişi anlamından çok, kan dökücü, hunhar bir metafor olarak kullanılır. Bu kelime, sevgilinin âşıklara karşı gösterdiği acımasızlığı ve eza-cefayı ifade etmek için başvurulan bir benzetme unsurudur. Sevgilinin gözleri, kirpikleri, kaşları ve gamzesi de âşıkların canına kastetmekte ve onların kanını dökmekte kasaba benzetilen sevgiliyle birlikte rol oynar.
Önemli Şairler ve Kullanım Örnekleri:
- Mezâkî: Sevgilinin büyüleyici gözleri âşığın canını almaya niyetlendiğinde, elinde aniden bir kasap hançeri belireceğini söyler.
- Ravzî: Kasaba benzeyen sevgiliye seslenerek, bıçağını koyuna değil de, ilgi görmek amacıyla kendisine çalmasını ister.
- Ahmet Paşa: Sevgilisinin gözlerini, âşıkların kanını dökmek isteyen, kurbanlarının kanını akıtan bir kasaba benzetir.
- Fuzûlî: Sevgilinin adam öldüren yan bakışıyla kendisine iltifat etmesini ister, çünkü kasapların bile kurbanlarına dönüp bakması bir merhamettir.
- Muhyî: Kasapların ve cellatların ölülere merhameti olmayacağını söyleyerek, sevgilinin acımasız iki gözünü kasaba benzetir ve onlardan merhamet beklenmemesi gerektiğini vurgular.
- Cem Sultan: Gamın kendisini öldüreceğini bilerek sevgilisinin elinden ölmeyi hayal eder; ancak sevgilisinden “ölmüşe kasap gerekmez” cevabını alır.
- Tâcizâde Câfer Çelebi: Sevgilinin gamze kılıcının kana bulanmış olmasını, kasap hançerlerinden sürekli kan eksik olmamasıyla ilişkilendirir.
2. Mesleğin Terminolojisi ve Sevgili İmajıyla İlişkisi
Kasaplık mesleğinde kullanılan bazı alet ve mekân isimleri, sevgilinin âşığa yaptığı eziyetin boyutlarını anlatmak için metaforik olarak kullanılmıştır:
Satır (Sâtûr)
- Tanım: Et ve kemik parçalamak için kullanılan ağır, enli ve keskin büyük bıçaktır.
- Şiirde Kullanımı: Kasaba benzetilen sevgililerin keskin bakışları (yan bakış/nigâh), âşıkları yaralayıp kanlarını döken satırlara benzetilir.
- Örnekler:
- Sâmî: Öfkeli bakan sevgiliyi can alan bir kasaba, gözlerindeki kirpikleri de kasapların elindeki satıra benzetir.
- Mesîhî: Sevgilinin, koyunu besleyip sonra kesen kasaplar gibi, âşığını kesmek için satırını bileyerek sabırsızlanacağını belirtir.
Çengel
- Tanım: Kasapların parçalanmış etleri asmak için kullandıkları ucu eğri ve sivri demir alettir.
- Şiirde Kullanımı: Şekil itibarıyla ucu kıvrım kıvrım olan sevgilinin saçları veya kirpikleri çengele benzetilir. Sevgililer tarafından boğazlanan âşıklar, kasabın eti astığı gibi, bu saç ve kirpik çengeline asılır.
- Örnekler:
- Zâtî: Sevgilinin, bir kasap gibi gönül parçalarını gözleriyle tartıp saçının çengeline asmayı planladığını ifade eder.
Kanara
- Tanım: Arapça kökenli olup hayvan satılan/kesilen yer (mezbaha) veya üç çatallı kasap çengeli anlamlarında kullanılır.
- Örnekler:
- Ahmet Paşa: Gözleri kasaba benzeyen sevgilisinden, kanaraya benzeyen kirpiklerine gönül parçalarını asmasını ister.
- Muhyî: Sevgilinin, âşıklarını her gün kurban ederek dükkânını adeta bir kanaraya (mezbaha) dönüştürdüğünü söyler.
Bismil-geh
- Tanım: Hayvanların kesildiği yer (kurban kesim yeri / mezbaha) olup, divan şairleri için âşıkların sevgililer tarafından kurban edildiği yer olarak tasavvur edilir.
- Örnekler:
- Mezâkî: Âşıkların kurban edildiği yeri (bismil-geh) temaşa ettiğinde, orada kana bulaşmamış hiçbir şey göremez.
- Nâilî: Sevgilinin kesim yerinde can vermek için bekleyen âşıkların, kurbanlara değil, arşta saf durmuş en büyük meleklere benzediğini dile getirir.
3. Kasaplıkla İlgili Âdet ve Uygulamalardan Şiirlere Yansıyanlar
Kasaplık mesleğiyle ilgili bazı halk âdet ve uygulamaları da divan şiirinde mecazi olarak kullanılmıştır:
- Bıçak Bileme: Kurbanın daha az acı çekmesi için bıçağın keskinleştirilmesi âdeti. Şair Sâbit, kasapların kurbanlara karşı en büyük merhametinin, hançerlerinin ağzını keskinleştirmek olduğunu söyler.
- Ayakla Yüze Basma: Hayvanın kesim sırasında hareket etmesini engellemek için yüzüne basılması âdeti.
- Nev’î: Acımasız sevgilisinden, kendisini kurban ederken yüzüne ayak basmasını ister; böylece sevgilinin yüzünü görme fırsatı bulacaktır.
- Bâkî: Sevgilinin kasap gibi ayağıyla yüzünün üstüne basıp başını kesmesine razı olduğunu söyler.
- Kurbanın Gözlerinin Bağlanması: Kesilecek hayvanın, bir önceki kesimi görmemesi için boğazlanmadan önce gözlerinin bağlanması âdeti.
- Pertev, kurbanın gözlerinin bağlanmasını, Kurban Bayramı’nda akıtılacak kana bedel bir ikram ve nüvaziş (iltifat) olarak görür.
- Bıçaktaki Kanı Hayvan Üzerinde Silme: Hayvan boğazlandıktan sonra bıçağa bulaşan kanın, yine kesilen hayvanın üzerinde silinmesi âdeti.
- Hamdî, kasap gamzeli sevgilinin, âşıklarını koyun gibi boğazlayıp sonunda bıçağının kanını yine Hamdî’nin üzerinden sildiğini söyler.
- Kurban Kanının Alna Sürülmesi: Kaza ve belalardan, kötü nazardan korunmak amacıyla, özellikle çocukların alnına kesilen hayvanların kanından sürme âdeti.
- Ahmet Paşa, sevgilisine seslenerek kötü kişilerin nazarından korunması için, kaşına kurban olan âşıkların kanından alnına sürmesini ister.
- Nisârî, acımasız sevgilinin alnında görünenin ben (hâl) değil, kurban ettiği âşığından alnına sürdüğü bir damla kan olduğunu söyler.
- Atasözü Kullanımı:
- Meâlî, koynuna giren sevgilinin “yoluma kurban ol” demesine şaşırır ve bu durumu “Kasap et derdinde, koyun can derdinde” atasözüyle açıklar.
Sonuç
Divan şairleri, kasaplık mesleğinin terminolojisini ve halk arasındaki uygulamalarını, sevgili-âşık ilişkisindeki acımaması ve kan dökücülüğü (hunharlık) imajını güçlendirmek için başarılı bir şekilde kullanmışlardır. Bu durum, klasik Türk şiirinin toplumsal yaşamla ne kadar yakından ilgili olduğunu gösteren somut örnekler sunar.
